TÜRBAN

TÜRBAN

Örgüt, aidiyet ve aidiyet simgeleri

İnsanlar sosyal varlıklardır. Sosyal çevresi ile uyumlu olmak zeka gerektirir.
Sosyal çevredeki değerler durağan değildir. Bireylerin tek tek katkılarıyla sürekli değişir. Bu değişiklikler moda gibi bazan tutulur bazan tutulmaz.
İnsanlar sosyal çevresi ile beraber, geçim ve ayakta kalma mücadelesi verirler.
Bu mücadelede örgütlü olmanın büyük yararları vardır.
Örgütlü olmak hem üretimde hem de paylaşımda büyük avantajlar sağlar.

Peki insanlar nasıl örgütlenir. Örgüt ne demektir.
Öncelikle her örgütlenmenin bir anafikri, gerçekleştirmek istediği bir amacı vardır.
Türk Dil Kurumu Sözlüğünde örgüt şöyle tanımlanıyor;
Ortak bir amacı veya işi gerçekleştirmek için bir araya gelmiş kurumların veya kişilerin oluşturduğu birlik, teşekkül, teşkilat
En küçük örgüt tek eşli evliliktir. Hem soyun idamesi hemde iyi günde kötü günde dayanışma sözü veren, kadın ve erkek iki karşı cinsin beraberliği ve ortaklığıdır.
Bunun dışında tüzük ve programları ile amaçları belirlenmiş; dernekler, vakıflar, siyasi partiler, meslek örgütleri, üretim organizasyonları, fabrikalar, şirketler, dini inanışlar, meshepler, etnik kökene dayalı birliktelikler, coğrafi bölgeye dayalı dayanışma birlikleri, yasa ve anayasalarıyla uluslar, devletlerin ile devletlerin organları ve kurumları başlıca örgütlerdir.
Örgüt amaçlarının ve yapılacak işlerin gereği olarak, kurumlaşmış tüm zamanları içerecek şekilde kalıcı olabildiği gibi, amaçlara ulaşıldıktan sonra ortadan kalkan örgütler de olabilir.
Örneğin; bir bina inşaatı, bir köprü inşaatı, eğlence, gezi ve spor programı gibi örgütlenmeler geçici örgütlenmelerdir. Ancak bu örgütlenmeler profesyonel bir hal almış ve meslek haline gelmiş ise kalıcı örgütlenme sınıfına dahil olabilirler.
Örgütlerin amaçları çerçevesinde kapsadığı kitlelere göre büyüklükleri ve bu büyüklüğün sınırları belirlenir. Bir meslek örgütü ancak aynı meslekteki insanları kapsayacağı için sınırlıdır. Bir ırka dayalı örgüt ancak o ırkın miktarı kadar örgütlenebilir. İnsan hak ve özgürlüklerini hedeflemiş bir örgüte tüm insanlar üye olabilir. Bir inanış temeline dayalı örgüt insanları amaçlarına inandırabildikçe tüm insanları kapsayabilir vs.
Örgütlenmelerde, örgüt elemanları, birbirlerini tanımaları için bir takım simgelere, amblemlere, davranış biçimlerine veya ayırt edici parolalara , özgün toplantı yerlerine ihtiyaç duyarlar.
Bunlar kimlik kartları, özgün kıyafetler, üniformalar, rozetler, bayrak ve flamalar, özgün davranışlar, özgün imajlar, özgün renkler, özgün selamlaşmalar, özgün hitaplar olabilir, özgün ibadet ve toplantı yerleri de bu ayırt edici unsurlara dahil edilebilir.
Örgüt elemanlarının kesinkes bilinmesi gereken örgütlerde kayıt kütükleri ve resimli kimlik kartları ön plana çıkar. Bunu fonksiyonel ve özgün kıyafetler, üniformalar takip eder. Daha sonra, bayraklar, rozetler ve diğerleri gelir.
Her örgütün amaçlarını sürdürdüğü alanlar vardır. Bu alanlara başkalarını dahil edip etmemesinin kriterleri olabilir. Bu alanlar özel mülkiyet dahilinde olanlar olduğu gibi, Kamu alanları da olabilir.
Örneğin kışlada sivil kıyafetlerle dolaşılmasına müsaade edilmeyebilir. Edilebilir de.
Hastaneye girerken galoş zorunludur. Ameliyathanede tepeden tırnağa steril olmalısınız.
Yine hastanede, doktoru, hemşireyi veya hasta bakıcıyı ayırt etmek için özgün kıyafetler zorunlu olabilir. A Siyasi partisinin binasına, B partisinin amblemi ile girmek yakışık almaz.
İbadethanelerin ziyaretleri özgün kıyafetler isteyebilir. vs.

Lafı neden bu kadar uzattım biliyor musunuz?. Türban olayına değineceğim de biraz açıktan alayım dedim.

Türban olayı yukarıda bahsettiğim dinsel temelde örgütlenmenin simgelerinden biridir. Kadınlara özgüdür. Dinsel inanış gereği, aile içinden başka hiçbir yerde hiçbir şekilde başın açılmamasını gerektiriyor.
Bu zorunluluk başörtülü kadının özgürlüklerinin kısıtlanması anlamına gelir. Aynı türden yasakları olan bir başka ortama girememe sonucunu doğurur ve bu sonuca katlanması gerekir.
Denebilir ki. Türbanın haklı bir gerekçe ile yasaklandığı hiçbir alan olamaz, olmamalıdır.
İnsan hakları , inanç ve düşünce özgürlüğü ile demokratik haklar bakımından haklı gibi görünüyor.
O zaman çifte standart olmaması için Türbanlı kadınların bulunduğu alanların, herkese açık olması gerekir.
Eğer Camilere başörtüsüz ve mini etekle girme yasağının da olmaması gerekir. Haremlik selamlıkların olmaması gerekir, Başını örtme özgürlüğü ile beraber başını açma özgürlüğünün de geçerli olması gerekir. Ancak dinsel inanış buna müsaade etmiyor ise, kendisi demokratik değilse, demokrasiden faydalanma kurnazlığında bulunmaması gerekir.

Aslında bana göre başörtüsü, saçları örtmüyor. Baş örtüsü başın fonksiyonlarını örtüyor.
Görmeyi, işitmeyi, koklamayı, konuşmayı ve tatmayı örtüyor, Baş örtüsü başı değil beyini örtüyor.
Baş örtüsü ile dolaşan kadınları gördükçe, Başın fonksiyonlarından koparılmış kadınlar görüyorum.
Ve üzülüyorum.

Sevgiler.