Tanrısız Evren

Tanrısız Evren

Tanrı Açıklaması Neden Geçersizdir?

Çoğu kişinin dini inancının kökeninde herhangi bir bilimsel ya da mantıksal akıl yürütme yatmaz. İnsanlar genel olarak çevrelerindekiler inandığı için inanırlar.

Fakat bu inancın yine de bilimsel görünümlü bazı gerekçelere bağlanması icap eder, aksi takdirde her insanda varolan ve bazılarında daha güçlü bazılarında daha belirsiz olan bilimsel ve şüpheci yön tatmin edilmemiş olur.

Bu yüzden çoğu kişi Tanrı inancı için çeşitli gerekçeler ortaya koyar. Daha önce de çok değindiğimiz gibi bu gerekçeler her zaman çürüktür fakat yine de özellikle iki tanesi düşündürücüdür ve bunlar insanları Tanrı’nın varolduğunu düşünmeye iten temel sebepler arasındadır.

Bunların biri evrenin kökeni sorunu, bir diğeri ise tasarım argümanıdır.

Tasarım argümanı daha önce de çok değindiğimiz gibi, bir illüzyonun ürünüdür. Genellikle yaşamın varolması ve dünyada gözlenen kompleksliğin başka türlü açıklanmasında güçlük çekilmesi yüzünden insanlara ikna edici gelen bir gerekçedir. Fakat elbette ki çürüktür, çünkü en temelinde ‘argument from ignorance’ (cehaletten argüman) denen düşünce hatasından kaynaklanır. Bir şeyin nasıl olduğu anlaşılmıyorsa, ya da o kişi anlayamıyorsa, o şeyin olamayacağı fikrine ulaşmaktan kaynaklanan bir düşünce yanlışıdır bu. İnsanların önce anlayamayıp, sonra yeterince inceleme sonucu çözdüğü sayısız olay vardır bilim tarihinde. Hatta bilimin tüm tarihi bundan ibarettir denebilir. Bu yüzden birşey şu anda anlaşılmıyorsa ya da sözkonusu kişi anlayamıyorsa, bu o şeyin bir açıklaması yoktur anlamına gelmez.

Ayrıca, evren ile ilgili daha yakından ve daha dikkatli gözlemler, daha çok herşeyin rastgele olduğu ve altında bilinçli bir tasarım olmadığı fikrine ulaştırır insanı. Çünkü bizim şu anki bilincimizle bile çok daha iyisini geliştirebileceğimiz pek çok çarpıklık mevcuttur doğada. Bu yüzden aslında doğada bir bilinçli tasarım sonucu değil, tam tersi kör işleyen süreçler sonucu oluştuğu izlenimi veren çok daha fazla oluşum mevcuttur. Ve bilinçli tasarım sonucu oluştuğu düşünülen şeylerin tümünü bilinçli olmayan süreçlerle de açıklamanın mümkün olduğunu bilim bulmuştur.

Bu yüzden aslında evrenin tasarlandığını düşünmek için bir sebep yoktur. Hatta evrene bakıldığında, tasarlanmadığını düşünmek gözlemlerle daha uyumlu, daha mantıklı bir açıklamadır.

Ayrıca, tasarım argümanı zaten çok temel birbaşka problemden muzdariptir, o da tasarlayıcının kökeni konusudur.

Eğer evren, tasarlandığını düşünmemizi gerektirecek kadar kompleks, düzenli ve amaç dolu ise, o zaman onu tasarladığı söylenen faktörün daha da kompleks, düzenli ve amaç dolu olması gerekir ve dolayısıyla, aynı düşünce çizgisi gereği, o tasarımcının da tasarlanmış olduğunu düşünmek gerekir. Evrene tasarlanmıştır deyip, evrenin tasarımcısına tasarlanmamıştır demek, çok açık bir tutarsızlıktır. Eğer evrenin tasarımcısı dedikleri faktörün tasarlanmadığını hayal edebilmek mümkünse, aynı mantık gereği evrenin de tasarlanmamış olabileceğini düşünmeleri gerekir. Yok eğer evren ille de tasarlanmış olmak durumunda ise, o zaman böyle bir evreni tasarlayan şeyin neden tasarlanmamış olduğu açıklanmalıdır. Görüldüğü gibi, ortada çok açık bir tutarsızlık ve düşünce yanlışı vardır ve dolayısıyla tasarım argümanı insanı hiçbir yere götürmez.

Evrenin kökeni ise insanların Tanrı inancı konusunda dayandıkları bir diğer önemli gerekçedir. Evren ortaya çıktığına göre, birşeyler varolduğuna göre, bunlara sebep olan bir faktör de varolmalıdır derler ve bunu kendi dinlerinin Tanrı’sı ile özdeşleştirirler.

Burada da iki aşamalı bir problem vardır. Birincisi, evrenini açıklamak için bir sebebe gereksinim duyulması, ikincisi ise bu sebebin kendi inandıkları dinin Tanrı’sı ile özdeşleştirilmesi.

Bunlardan özellikle ikincisine dikkat çekmek istiyorum. Farzedin ki evrenin bir sebebi olması gerektiği sonucuna ulaştınız. Buradan zorunlu olarak bu sebebin zeki ve bilinçli olması gerektiği fikri bile çıkmazken, bir de üstüne üstlük bu sebebin semavi dinlerin Tanrı’sı olduğunu söylemek, tevrat, incil ve kuranda bahsedilen Tanrı olduğunu iddia etmek ve dolayısıyla bu fikri içinde yaşanan toplumun gelenekleri ve efsaneleri ile bağdaştırmak işin bir diğer çok açık tutarsızlığıdır. Sonuçta dünyada binlerce din vardır (çoğu kişi bildiği dinlerin sayısını saymaya kalksa 20-30 tane bile sayamaz) ve bunlar arasında ezici çoğunluğunun üç büyük dinin dünya görüşü ile alakası yoktur. Pek çoğunda çeşitli doğaüstü güçler ve faktörler tanımlı olmasına rağmen, bunların önemli bölümünün semavi dinlerin Tanrı’sını andırır bir tarafı yoktur ve hatta hiç Tanrı’sız dinler de mevcuttur. Dolayısıyla, bu kadar büyük fikir çeşitliliğine rağmen insanların içinde yetiştikleri toplumun metafizik inançlarına sarılmalarının ne derece büyük bir şartlanma olduğu bu satırları okuyanlar için çok açık olmalıdır.

Fakat tüm bunlar bir yana, evrenin kökeni ve varsa sebebi konusu ciddi bir felsefi problem olduğundan, bu problemle yüzleşmek gerekmektedir. Aksi takdirde, insanların bu sorunun cevabı olarak kendi dinlerinin metafizik açıklamalarına sarılmalarının önüne geçmek mümkün olmaz.

Her şeyden önce, yani Tanrı fikri olmadan evrenin nasıl açıklanabileceğine değinmeden önce, Tanrı’nın neden geçerli bir açıklama olmadığına değinmemiz gerekir.

Tanrı geçerli bir açıklama değildir, çünkü aslında problemi çözmez. Bilinmeyen birşeyin sebebine Tanrı demek, problemi çözmek değil, sadece üstünü örtmektir. İnançlılar bilimin iyi açıklayamadığını düşündükleri birşeyler buldukları zaman çok sevinirler, sanki bu kendi inançlarını doğruluyormuş gibi. Örneğin ‘bilim daha insanların neden her gün bilmemkaç saat uyuduğunu bile açıklayamıyor’ gibi bir ifade okuduğumu hatırlıyorum geçenlerde forumda. Buna benzer çok şey de söylenebilir zaten. Bu sadece bir örnek. Fakat bu tür şeyler söyleyenlerin gözardı ettiği gerçek, bilim birşeyi açıklıyor olsun ya da olmasın, kendi açıklamalarının açıklama olup olmadığıdır. Bir şey için ‘Tanrı yaptı’ demek ne derece tatminkar bir açıklamadır? Ya da zaten açıklama mıdır? ‘Ol dedi, oldu’ ifadesi olsa olsa ‘bilmiyorum’ ifadesinin gizlenmiş şeklidir. İnançlılar nasıl bunun bir açıklama olduğunu düşünebiliyorlar ve bilim karşısında bunun bir zafer olduğunu iddia edebiliyorlar, anlaşılır gibi değil. Bu durum inançlıların ne derece büyük bir şartlanma içinde olduklarının birbaşka göstergesidir.

Ayrıca, Tanrı yaptı demenin bir açıklama olmaması bir yana, durum aslında bundan daha da vahimdir. Çünkü aslında Tanrı ismini verdikleri kavramın ne olduğu belli değildir. Tanrı derken ne kastettiklerini inançlıların kendileri bile bilmez. Tanrı ile ilgili tek söyleyebildikleri her şeye kadir, her şeyi bilen ve ezelden beri varolan bir gücün her şeyi yarattığıdır. Ama bu Tanrı dedikleri şeyin ne olduğu, neden ezelden beri varolduğu, neye benzediği, nasıl olup da ol demesiyle her şeyi yarattığı meçhuldur. Bu soruların tümünün cevabı ‘bizim buna aklımız ermez’dir. İyi de, bu cevabı bilinmeyen soruları, içi boş ve ne olduğu meçhul bir kavramın içine hapsetmek ve görmemezlikten gelmek değil midir? Tanrı nedir ki bilinmeyen soruların cevabı olsun? Daha Tanrı’dan ne kastettikleri belli değildir, hatta Tanrı’yı doğru dürüst tanımlayamazlar, ama sorulara cevap olduğunu iddia ederler. Cevabı aranan konu ile, ‘bilmiyorum’ cevabının arasına ‘Tanrı’ diye tampon bir kavram eklerler, sanki bunu ekleyerek cevabı bilmediklerini gizleyebileceklermiş gibi. Halbuki buradaki bu ‘Tanrı’ sözü, içi boş bir kavramdır. Toplamadaki sıfır gibi bir etkisiz elemandır. Bu kavramı geçip, doğrudan ‘bilmiyorum’a ulaşmak daha tutarlıdır. Çünkü zaten Tanrı derken yapılan odur. ‘Evrenin sebebi nedir?’in cevabı ‘Tanrı’ ise ve ‘Tanrı nedir?’in cevabı ‘bilmiyorum’ ise, demek ki aslında ‘Evrenin sebebi nedir?’in cevabı ‘bilmiyorum’dur. Burada araya Tanrı diye içi boş bir kavram sokmak bir cevap değildir.

Tanrı’yı tanımlamaya kalktığınızda ortaya çıkan sayısız mantıksal problem ve paradoks da işin başka bir yönü. Yani bu Tanrı kavramı aslında insan aklına, zihnine sığan bir kavram da değil. Yani tanımlı bir kavram değil, ne olduğu meçhul aslında. Akla uygun olmak bir yana, tam tersi akıl dışı, absürd bir kavram. Tabi bizim akıl dışı dediğimize onlar ‘akıl ve mantık üstü’ diyerek daha gizemli bir hava katarlar. Ama birşeye ‘akıl ve mantık üstü’ demenin aslında ‘akıl dışı ve absürd’ demekten farkı yoktur. Sadece kelimeleri farklı seçerek, bahsettikleri kavramın ne kadar saçma ve akıl dışı olduğunun üstünü örtmeye çalışırlar.

Yani tüm bunlarla anlatmaya çalıştığım, Tanrı fikrinin bu problemlere veya herhangi bir bilinmeyene cevap olamayacağıdır.

Peki Tanrı bir cevap değilse, o zaman Tanrı’sız bir şekilde evren nasıl anlaşılabilir? Tanrı gibi bir fikir olmadan, evrenin sebebi, kökeni gibi sorunlar nasıl çözülebilir?

Bu soruların önemli bölümünün cevabı bilimde gizlidir.

Bilim şu anda yıldızların oluşumunu, yıldızların içinde hidrojen ve helyumdan daha ağır elementlerin nasıl oluştuğunu, bunların süpernova patlamalarıyla nasıl evrene yayılıp sonra gezegenler olarak bir araya geldiğini, yani gezegenleri ve onları oluşturan maddelerin kökenini, bu gezegenlerde olan bitenlerin açıklamasını, canlılığın nasıl bu ortamda kendini kopyalayabilen basit moleküllerden başlayarak evrimleşip kompleksleştiğini ve günümüze kadar nasıl gelindiğini kabataslak da olsa açıklayabilmektedir.

Yani işin bu kısımlarında zaten Tanrı veya herhangi bir fazlalık faktöre ihtiyaç yoktur. Sadece bilinen doğa kanunları her şeyi açıklamaya yeterlidir.

Geriye sadece evreni ve evreni oluşturan maddenin kökenini açıklamak kalmaktadır.

Kozmolojide de bu konuyla ilgili pek çok açıklama mevcuttur. Tanrısız evren açıklamalarından bazı olası fikirlere de burada kısaca değinelim (bunlardan ilk ikisi artık popüler olmayan teorilerdir, fakat bunları da listeye aldım):

1. Steady State modeli

Eskiden geliştirilmiş ve evrende sürekli yeni maddenin ortaya çıkmakta olduğunu savlayan bir düşünce idi fakat bu teori artık popülerliğini yitirmiş ve yerini gözlemlerle daha iyi uyuşan big bang teorisine bırakmıştır.

2. Osilasyon yapan evren modeli

Bu da artık popüler olmayan bir modeldir. Bu modelde evren sürekli big bang ile başlayıp, big crunch denen kendi üzerine çökmelerle yok olur. Kendi üzerine çökme, yeni bir big bang yaratır ve bu döngü böyle devam eder.

Evrendeki madde miktarı ve evrenin genişleme hızındaki değişimlerle ilgili gözlemler, bu teorinin de terkedilmesine sebep olmuştur.

3. Stephen Hawking’in kuantum kozmolojisi

Bu fikre göre uzay zaman bir kürenin yüzeyi gibi sonlu fakat sınırsızdır. Geçmiş sonludur fakat sınırsızdır, yani bir başlangıç noktası yoktur. (Uzay zamanın eğriliği yüzünden).

4. Kaotik şişme modeli

Bu modele göre, Big Bang’den 10 üzeri -35 saniye kadar sonra evren süper hızlı bir şişme dönemine girmiştir. Şişme ise başka şişmeye yol açar, dolayısıyla birden fazla evren oluşmuştur. Her evren bölgesi şiştikçe başka evrenler oluşturur, dolayısıyla yeni evrenler de kendi bebek evrenlerini oluşturur, vs. Bu modelde evrenler kaotik bir biçimde birbirlerine sebep olmaktadırlar.

5. Boşluktaki kuantum dalgalanmaları

Bilindiği gibi vakumda sürekli kuantum dalgalanmaları oluşur. Parçacıklar sürekli kendiliğinden oluşur ve yok olur.

Bu modele göre bizim evrenimiz çok daha büyük bir üst evrenin içinde meydana gelen bir kuantum dalgalanmasının ürünü. Yani bu evren üst bir evrenin çok küçük bir parçası, o evdendeki kuantum vakumunda meydana gelen ve boşluk enerjisinin geçici olarak maddeye dönüşmesinin ürünü bir ortam. Bu modele göre, bu boşlukta bizimkinden başka pek çok kuantum dalgalanmaları, yani pek çok başka evrenler de bulunmaktadır.

6. Vakum enerjisinin kararsızlığı

Bu düşünceye göre, vakum durumu enerjinin kararsız bir şekilde hapsolduğu bir durumdur ve simetri kırılmaları yoluyla daha kararlı olan varlık durumuna dönüşmeye meyilli olması sebebiyle, bu simetrinin kırılarak evrenin oluşması zaten vakum durumunda bir an meselesidir. Dolayısıyla, bu mantığa göre boşluğun süpersimetrik bir yapıda olması sebebiyle bu simetrinin bozularak daha kararlı olan kompleks durumların oluşumuna yol açması neredeyse bir zorunluluktur. Bu mantıkta big bang’in birden fazla olması gerekmez, sadece bir kez varolmuş da olabilir.

7. Sicim teorisi (string theory) ve ‘big splat’

Sicim teorisi günümüzde teorik fizikteki en popüler teorilerden biridir ve birleşik fizik teorisi için mevcut en popüler adaydır.

Bu teoriden çıkan bir açıklamaya göre, bizim evrenimiz 11 boyutlu bir üst uzayın 3 boyutlu bir alt parçasıdır. (Zamanla birlikte 4 boyut). Bu daha az boyutlu alt parçalara bu teoride ‘brane’ denir. Yani bizim evrenimiz bir ‘brane’dir ve big bang dediğimiz olay ise aslında bizim ‘brane’imizin üst boyutlarda yüzen başka bir ‘brane’ ile çarpışmasından başka birşey değildir. Bu çarpışma hesaplara göre big bang’in gerektirdiği düzeyde enerjiyi ortaya çıkarabilmektedir ve bu çarpışmalar üst boyutlu bu evrende sayısız defalar gerçekleşebilir. Dolayısıyla, bu modelde de başka evrenler fikri vardır.

8. Kuantum loop gravity teorisi ve ‘big bounce’

Bu teori aynen maddenin ayrık birimler olarak incelenmesi gibi (atomlar ve atomaltı parçacıklar), uzayın ve zamanın da ayrık parçalardan oluştuğunu savlayan ve ‘en küçük mesafe’ ve ‘en küçük zaman birimi’ gibi birimlerin tanımlanabileceğini savunan ‘kuantum loop gravity’ teorisi ve bu teoriden çıkan evren modelidir. Bu teoriye göre, uzay-zaman ayrık incelendiğinde, en kısa mesafelerde çekim kuvveti çekici değil, itici hale gelmektedir. Dolayısıyla, bunun big bang’i açıklayabileceği düşünülmektedir.

Evrendeki tüm maddenin bir arada bulunduğu tekillik durumlarında, yakınlık sebebiyle bu maddeler birbirlerini itecekler ve big bang’e sebep olarak yeni bir evren olarak dağılacaklardır. Bu teori big bang’den ziyade bir big bounce’tan (büyük sıçrama) bahseder, çünkü bu işlem geçmişte çok defa tekrarlanmış olmalıdır bu düşünceye göre.

9. Nedensiz evren

Kuantum fiziğinde boşlukta kuantum dalgalanmalarının olduğu bilinmektedir. Yani kuantum dünyasında sebepsiz şeyler de olmaktadır. Belki de nedensellik dediğimiz ve düşünce biçimimizi şekillendiren ve bu yüzden de bizi kıskıvrak bağlayan, hayal gücümüzü sınırlayarak bizi her şeyi zamandaki sebep sonuç sırası ile incelemek zorunda bırakan bakış açımızı değiştirmeliyiz. Yani belki de evrenin ortaya çıkışı için bir sebebe gereksinim yoktur. Bu da bir olasılık.

10. Zamansız evren

Bu da yukarıdakine benzer bir bakış açısıdır.

Ünlü fizikçi Barbour, zamansız bir fizik geliştirmiştir. Bu bakış açısında, denklemlerde zaman diye bir parametre yoktur. Zaman Barbour’a göre bir illüzyondur. Bu bakış açısı da, bildiğimiz zamana bağlı nedensellik fikrini değiştirdiğinden, problemin çehresini değiştirmektedir. Yani yukarıdaki nedensiz evren mantığına benzer bir şekilde, evrene neden arama gereksinimimizi ortadan kaldırmaktadır bu bakış açısı.

11. Multiverse kuramı

Bu teoriye göre tek bir evrende değil, pek çok evrenden oluşan bir multiverse’de yaşamaktayız. Bizim evrenimiz mümkün tek evren olmadığı gibi, sonsuz sayıda mevcut evrenden sadece biridir. Bu teoride tanımlı multiverse’lerin çeşitli dereceleri vardır. Kuantum teorisinden çıkan kuantum evrenleri olası multiverse’lerden birini oluşturur. Bildiğimiz evrendeki gözlem bölgemizin (ki buna hubble hacmi denir) dışındaki bölüm ile ilgili olarak başka bir multiverse tanımı yapılır. (Birinci derece multiverse). Ki birinci derece multiverse’de bu mantığa göre doğa kanunları aynı fakat evrenlerin başlangıç koşulları farklıdır. Sayısız derece birinci derece multiverse’lerin ikinci derece multiverse’ü oluşturduğu düşünülür. İkinci derece multiverse’de, alt multiverse’lerin her biri farklı evrensel sabitlere sahip olabiliyor. (Yani sadece ilk koşullar değil, doğa yasaları da değişebiliyor). Üçüncü derece multiverse, yukarıda bahsettiğimiz, kuantum teorisinin alternatif evrenlerine ait bir sınıflandırma. Burada da aynen ikinci derece multiverse gibi hem değişik ilk koşullar, hem de değişik fiziksel sabitler mümkün. Bir de bunların üstüne, başka matematiksel yapıların mümkün olduğu dördüncü derece multiverse de tanımlanmış. Dolayısıyla, bu tanımla ortada bir kısıtlama kalmıyor ve tüm olasılıklar kapsanmış oluyor. Bu modelde her olasılık kapsandığından Tanrı veya herhangi bir başka kısıtlayıcı faktöre ihtiyaç kalmıyor.

Aslında buradaki ikinci derece multiverse fikri yukarıda bahsettiğimiz kaotik şişme modelinden yola çıkarak geliştirilmiş bir fikir. Yani bu listedeki fikirlerin bir kısmı birbiriyle bağlantılı. (Örneğin sicim teorisinde de başka evrenler fikri var).

Fakat sonuçta az çok birbirine benzer ya da farklı olarak çeşitli açıklama getiren bu modellerin ortak özelliği, hiçbirinin Tanrı veya benzeri bir faktör gerektirmemesi.

Yani Tanrı’sız evren modelleri mümkündür, ki zaten kozmolojide genellikle bu tür fikirler ortaya çıkmaktadır.

Bir de big bang’in veya evrenin sebebinin zeki bir faktör kabul edileleceği fikirleri düşünürseniz (ki bu tür fikirler arasında da eğer inceleme yapar veya kendi hayal gücünüzü çalıştırırsanız, üç büyük dinin Tanrı fikri ile alakasız pek çok akıllı tasarımcı fikirleri geliştirebildiğinizi görürsünüz), ortaya pek çok fikrin çıkacağını görürsünüz. Bunların en ilginçlerinden biri, evreni oluşturan sebebin, evrende şu anda ortaya çıkmış zekanın çok uzak bir gelecekte, teknolojik olarak çok üst bir düzeye ulaştıktan sonra, zamanda geri giderek evrenin başlangıcına sebep olması fikridir. Ya da benzer bir mantıkla, başka bir evrendeki bir uygarlığın kollektif zekasının bir yapay big bang yaratarak evrenimizi oluşturması, vs gibi zeki tasarımcı spekülasyonları düşünülebilir. Yani demek istediğim, herhangi bir zeki tasarımcı fikrinin bile ille de inançlıların görmek istediği türde bir Tanrı ile ilgisi olmak zorunda olmadığıdır.

Fakat zaten zeki tasarımcı spekülasyonları evrendeki rastgelelik ve gereksiz fazlalık gibi gözlemlerle uyuşmadığı için, her şeyin olasılıksal zenginliğin sebep olduğu istatistiksel zorunluluklarla açıklanması daha makbul bir bakış açısıdır ve bu tür yaklaşımlara kozmolojide daha çok rastlanmaktadır.

Çünkü evrene baktığımızda herşeyden sorumlu bir akıllı tasarımcı falan görmüyoruz. Tam tersi sonsuz bir çeşitlilik ve imkanlar zenginliği, bu derece çeşitlilik içinde ise çeşitli koşulların bir araya geldiği alt birimlerin mevcudiyetini neredeyse zorunlu kılan bir istatistiksel imkanlar dünyası görüyoruz. Dolayısıyla, bu gözlemlerin desteklediği, ya da bu gözlemlerden çıkan sonuç, evreni Tanrı’sız ve kendiliğinden süreçlerle açıklamanın daha gerçekçi olmasıdır. Tüm bunların altında bir bilinç olsaydı, gözlemlerin daha farklı olması gerekeceği düşünülmektedir. Bilinç ve zeka, amaca uygun durumlar oluşturur ve gereksiz fazlalıkları ve verimsizlikleri elimine etmeye çalışır. Doğada ve genel olarak evrende ise bu gereksiz fazlalıklara ve verimsizliklere çok rastlamaktayız. Her birimiz, eğer biraz uğraşırsak, doğada gördüğümüz pek çok şeyin, bilinçli olarak tasarlanmış olması durumunda aslında daha farklı tasarlanması gerekeceğini gürürüz. Doğadaki tasarımlar bilinçli değil, daha çok kör bir tasarımın, daha doğrusu bir tasarım eksikliğinin göstergesidir.

Bu yüzden yukarıda bahsettiğim türde ateist modeller ve eğilimler, evrene ait mevcut gözlemlerimizi açıklamada daha başarılıdır. Zaten bu yüzden bu tür yaklaşımlar kozmolojide ve bilimde daha yaygındır.