Tanrı’nın Tanımı

Tanrı’nın Tanımı

Tanrı’yı tartışmadan önce tutarlı ve anlaşılır bir tanımını yapmak gerekir. Yoksa tartışma mümkün olmaz. Sorun Tanrı’dan kastedilenin çok net olmaması…

Tanrı’yı tartışmadan önce tutarlı ve anlaşılır bir tanımını yapmak gerekir. Yoksa tartışma mümkün olmaz. Sorun Tanrı’dan kastedilenin çok net olmaması ve Tanrı konusunda ortada çok kesin, net ve herkesin üzerinde birleştiği bir tanımın bulunmamasıdır.

Tanrı’nın ne olduğunu anlayabilmek ve Tanrı’yı tanımlayabilmek için önce çeşitli soruların cevabini vermek gerekir. Örneğin:

Tanrı doğaüstü mudur, doğanın bir parçası mıdır?

Fiziksel bir kısmı var mıdır? (Bu yukarıdaki noktayla da ilişkili).

Yoksa sadece evrenin varoluşuna sebep olan kor bir etken, bir sanal parçacık, ya da boşlukta simetri kırılımına sebep olan önemsiz bir küçük faktör mudur?

Zeki midir?

Bir “kişi”, ya da “birey” midir?

Olan bitenin ne kadar bilincindedir?

Hala var mıdır? Yoksa evrenin varlığına sebep olduktan sonra ortadan kalkmış mıdır?

Yer kaplar mı?

Yer kaplamazsa, somut dünyayla nasıl etkileşim kurar?

Tanrı anlaşılabilir, kavranabilir bir şey midir?

Ne derece anlaşılır, ne derece kavranırdır?

Sonsuz iyi ve sonsuz bağışlayıcı mıdır?

Her şeye kadir midir?

Her şeyi bilir mi?

Tanrı’nın sıfatları var mıdır? (Bir şeyin hem sıfatları, yani nitelikleri olup, hem de o şey her şeye kadir olabilir mi? Eğer olursa, peki o sıfata sahip olmamaya da kadir midir?)

Tanrı, herhangi bir sıfatına (Tanrı’nın 99 ismi olan esma-ül hüsna’da geçen tüm isimleri birer sıfatına karşılık olduğuna göre) aykırı şekilde davranabilir mi? Davranabilirse, ve davranırsa, o zaman bu sıfatı nasıl hak eder?

Hem vardır ve birdir, hem de her şeye kadir midir? (O zaman varolmamaya ve birden fazla olmaya da kadir midir?)

Her şeye kadir olmamaya da kadir midir?

Hem her şeyi bilir, hem de değiştirebilir mi? (Değiştirirse bildiği şey yanlış olmaz mı?)

Hem her şeyi bilip, hem de özgür iradeye sahip olabilir mi? (Her şey biliniyorsa, bastan bellidir. Her şeyin belli olduğu bir evrende insanin veya Tanrı’nın özgür iradesinden söz edilebilir mi?)

Tanrı mantık ilkelerinin üzerinde midir? Aynı anda hem doğru olan hem de yanlış olan bir şey yaratabilir mi örneğin? Ya da daire şeklinde bir kare?

Tanrı düşünebilir mi? (Düşünme geleceğe ve geçmişe dairdir. Tanrı geleceği ve geçmişi bildiği için düşünememelidir. Düşünmeye kalktığında kendini yalanlamış olmaz mı?).

Allah insan gibi “Efendi” (Rabb) midir?, “Kral” (Melik) midir?, “Ev”i (Kabe) var midir, “Tahtı, Sarayı” (Arş) var midir?. “Güçlü” (Aziz) midir?, “Zorba” (Cebbar) mıdır?, “Sevecen” (Vedud) mudur?, Dost, düşman kazanır mı?,vs. (Bunların hepsi kurandan).

Allah gökte midir? (Mülk 16-17).

Ayrıca Allah insan gibi görür, işitir, konuşur, yatışır, düşünür, acır, bağışlar mi? (Hepsi kurandan).

Elleri (“iki eli”) var midir? (Maide 64, Sad 75). “Yüz”ü (vech) var midir? (Bakara 115).

Arsı su üzerinde midir? (Hud 7-11)

Arşını meleklere mi taşıtır? (Zumer 75, Mumin 7)

Allah’ın cismi var mıdır? (Bazı kuran yorumcularının düşündüğü gibi).

Nerededir, nasıldır, ne zamandır vardır?

Zamanda mıdır? Dışındamıdır?

Yer mi? içer mi?

Uyur mu ? Düşünür mü?

Onu görebilecek miyiz?

Gücü sınırsız mıdır?

Akıllımıdır?

Ezeli ve ebedimidir?

Neden kitap ve Peygamber gönderir?

Madde midir? Enerji midir?

Evrenin içinde midir? Dışında mıdır?

Her yerde midir?

Her yaptığımızı bilir mi?

Geçmişi ve geleceği bilir mi?

Allah için geçmiş ve gelecek var mı?

Allah izin vermeden bir şey olabilir mi?

Cereyan eden her olaydan Allah mı sorumludur?

Allah’ın kaderi var mı?

Allah’ın özgür iradesi var mı?

Allah her istediğini yapabilir mi?

Allah kendisini yok edebilir mi?

Ya da baştan yaratabilir mi?

Bu sorular daha da arttırılabilir. Bu kadar çok soru üzerinde düşünülünce, aslında ortada Tanrı diye anlaşılan net bir şeyin olmadığı ortaya çıkar. Çünkü Tanrı hakkında söylenen şeylerin bir kısmı birbiriyle çelişir. Hatta bazısı kendi kendisiyle çelişir.

*******************************************

Her şeyden önce, tanrının varlığını veya yokluğunu tartışabilmek için, tanrı kavramının tanımını yapmak gerekmektedir. Şaşırtıcı nokta, herkesin bu kadar sözünü ettiği bir kavramın çok kesin, net, herkesin anlayıp üzerinde birleştiği, kabul edilir ve anlaşılır bir tanımının bulunmamasıdır. Pek çok ateist-teist tartışmasının asil noktalara gelinemeden, tanrının tanımı noktasında düğümlenip kaldığı, çünkü tanrının doğru dürüst bir tanımının yapılamadığına felsefi alanda çok tanık olunmuştur.

Bunun bir sebebi pek çok teist’in tanrıdan ne kast ettiği ve tanrıyı nasıl tanımladığı konusunda fazla kafa yormamış olması, bir diğer sebebi de ortada yaygın birden fazla tanrı tanımının bulunmasıdır.

Genellikle tanrıdan ne kastedildiği tam anlaşılmadan tanrının varlığı veya yokluğunun kanıtlarına geçilir. Örneğin su diyaloga dikkat ediniz ve konuyla olan bağlantısını kurmaya gayret ediniz:

A: Masanın üzerinde küçük bir peri var.

B: Ama ben bir şey görmüyorum.

A: Elbette, çünkü bu görünmez bir peri.

B: Ama dokunamıyorum da.

A: Elbette, bu peri görünmez, dokunulmaz ve hakkında hiçbir somut veri edinilemez bir peri.

B: Peki o zaman var olduğunu nereden biliyorsun?

A: Çünkü bu perinin varlığının kanıtları var.

B: Nedir bu kanıtlar?

A: Mesela yağmurun yağması bu perinin varlığının kanıtıdır. Bu peri yağmur perisi. Ne zaman yağmur yağsa bu perinin varolduğunu anlıyorum.

B: Peki yağmurun sebebinin bu peri olduğunu nereden biliyorsun?

A: Çünkü başka bir şey olamaz. Sen söyle o zaman yağmurun neden yağdığını?

B: yağmurun neden yağdığını bilmiyorum. Ama yağmurun sebebinin elindeki peri olduğuna inanmam için başka deliller gerekli.

(Dikkat ediniz, artık bu noktada, B dahi perinin varolup olmadığını veya niteliklerini sorgulamaktan çıkıp, varlığının delillerini tartışmaya başlamıştır).

A: Bu perinin varlığını kanıtlamaya aslında gerek bile yok. Herkes beyninin derinliklerinde bu perinin varlığına inanır. Sadece kişinin gönül gözünü açması gerekir. Bu peri kendi kendinin kanıtıdır. Ayrıca kendi varlığına dair inancı hepimizin beynine koymuştur. Hem sonra, başka turlu yağmurun nasıl yağdığını açıklamanın yolu olmadığından, bu perinin varlığına inanmak zorundasın.

B: Peki bu perinin nitelikleri neler? Neye benzer? nasıl bir şeydir?

(Dikkat edildiği gibi perinin nitelikleri, varlığının kanıtlarının tartışılmaya başlanmasından sonra gündeme gelmiştir).

A: Bu peri 15 cm boyunda, kanatlı, zayıf, ince bir varlıktır. Akıllıdır, konuşkandır ve neşelidir. Devamlı kanat çırpar. Ne zaman yağmurun yağmasını isterse bunu diler ve yağmur yağar.

B: Bilmiyorum, bana yine de inanması biraz zor geliyor.

A: Ama inanmazsan, bu peri kızar ve evini sel bastırır. İnanırsan ve dediklerini yaparsan ise bahçendeki bitkileri yeşertir, evine bolluk getirir.

(Dikkat ediniz, burada da insan motivasyonunun temel ilkeleri olan “ödül” ve “ceza” prensipleri kullanılmaktadır).

B: Ben yine de inanmıyorum.

A: İnanmıyorsan, olmadığını kanıtla o zaman?

B: ???

Dikkat ediniz, sonunda diyalog donmuş ve B’den perinin olmadığını kanıtlaması istenmeye başlanmıştır. Hele de bu diyalogun nesiller boyu sürdüğünü düşünün. A ve yandaşlarının bu perinin otoritesini kullanarak topluluklarına düzen getirdiğini, kurallar koyup bunların işlemesini sağladıklarını ve bu yolla bir yasama ve yürütme otoritesi kurmayı başardıklarını düşünün.

İşe yarayan ve düzen sağlanmasına yardımcı olan bir toplumsal fenomen, toplumda zaman içinde kabul görür. Daha az sorgulanır. Hele de insanlara bunun anlayamayacakları bir şey olduğunu ve bu konuya ancak belli başlı bazı akıllı ve bilge kişilerin vakıf olduğunu söyleyin, insanlar zaten meşgul olan günlük hayatlarından bu meseleyi çıkarır, bu konuda güvendikleri kişilerin fikirlerini ve öğütlerini dinlemeye başlarlar.

Sonunda konuyla ilgili kafa yoran kişilerden de birbiriyle uyusan ve uyuşmayan görüşler çıkmaya baslar. Zamanla periden bütün somut özelliklerini (boyunu, kanatlarını, büyüklüğünü, vb) de çıkarır, daha zor sorgulanabilsin ve daha zor anlaşılabilsin diye tamamen soyut nitelikler atfederler. (Rengi, sekli, büyüklüğü yoktur, yeri yurdu yoktur, öncesi sonrası yoktur, vb gibi). Çünkü insan yalnızca anlayamadığı şeye inanır. Anladığı her şeyi sorgular insan.

Tanrı için de İslami kaynaklara baktığınızda pek çok yerde hiç de soyut olmayan, neredeyse insana benzeyen bir varlık karsınıza çıkar. Örneğin tanrının “iki el”inden (Maide: 64; Sad: 75), “yüz”ünden (pek çok ayet içinde, örneğin Bakara:115) bahsedilir. Kuran’ın, hadislerin sözlerine bakan kimi yorumcular, tanrının cisimli, “Mucessine” olduğu görüsüne ulaşırlar. Ayrıca tanrı insan gibi görür, işitir, konuşur, yatışır, düşünür, acır, bağışlar, insan gibi “Efendi”dir (Rabb), “Kral”dır (Melik), “Ev”i vardır (Kabe), “Tahtı, Sarayı” vardır (Arş). “Güçlüdür” (Aziz), “Zorba”dır (Cebbar), “Sevecen”dir (Vedud), dost, düşman kazanır,vs. Ayrıca Kuran’a göre tanrı göktedir. “GÖKTE OLAN’ın sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır. GOKTE OLAN’ın başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz?” (Mülk Suresi, 16-17). Ayrıca tanrının Arş’ı (Taht, Saray) da göklerin üstündedir. Bunlara bakan kimi din alimleri ve kuran yorumcuları “Tanrı gökteyse, Tanrı’nın gökten daha küçük olması gerekir. Böyle bir şey düşünülebilir mi?” gibi, veya “Tanrı gökteyse varlığının ve varlığını sürdürebilmesinin bir başka şeye bağlı olduğunu da düşünmek gerekir, bu nasıl olabilir?” gibi sorular sormuşlardır.

Fakat ayni zamanda tanrının “benzeri” olmadığı da söylenir (Sura: 11). “Öncesiz”, “Sonrasız”, “Doğmamış”, “Doğurmamış” denir tanrı için. Özellikle günümüzde, artık tanrıdan bahsedildiğinde genellikle cisimsiz, mekansız, soyut bir kavram karşınıza çıkar. “Tanrı nasıl bir şeydir?” diye sorduğunuzda, elinizde kendisine atfedilen akıl, zeka ve istediğini yapabilme dışında hiçbir nitelik kalmadığını görürsünüz.

Aslında sorgulama devam ettiğinde tanrı kavramını bu niteliklerden bile soyutlama ihtiyacı hissederler. Çünkü bir Hıristiyan teologun dediği gibi:

“Tanrı hakkında hiçbir şey söyleyemeyiz. Çünkü tanrı hakkında bir şey söylemek, tanrıyı ‘sınırlamak’ demektir. Tanrı için A özelliğine sahiptir demek, tanrının non-A (A olmayan) özelliğine sahip olmadığını söylemek olur. Dolayısıyla her turlu sınırlamayı aşan bir kavram olması gereken tanrı için hiçbir şey söyleyemeyiz.”

Bir elma hayal edin. Ve sırayla elmadan bütün niteliklerini çıkarmaya başlayın. Rengini çıkarın, büyüklüğünü çıkarın, kütlesini çıkarın, şeklini çıkarın. Geriye ne kalır? Konu elma olunca geriye bir şey kalmaz ama konu tanrı olunca belli ki geriye “var” olması ve de “bir” olması kalıyor.

Bu düşünce tarzı aşağıdaki diyaloga benzer:

Teist: Tanrıya inanıyorum.

Ateist: Tanrı nedir?

Teist: Bilmiyorum.

Ateist: Fakat inandığın şey ne o zaman?

Teist: Onu da bilmiyorum.

Ateist: Öyleyse inancını inançsızlıktan ayran faktör ne?

Dolayısıyla bu düşünce tarzının absürdlüğü açıktır. Bu yüzden de tanrıyı tüm niteliklerinden soyutlamak da istemezler. tanrıyı insan olarak ancak “kısmen” anlayabileceğimizi söylerler örneğin. Ve de mümkün olduğunca genel ve sorgulanamayacak nitelikler atfetmeye çalışırlar. Fakat eğer bu nitelikler herhangi bir felsefi analize tabi tutulmaya çalışılırsa, o zaman yukarıdaki agnostik anlayışa çekilirler. Bu agnostik anlayışın yukarıdaki diyalogdaki gibi saçmalığı dile getirildiğinde ise, yine bazı nitelikleri olduğunu söylemeye başlarlar.

Kısacası tesitlerin kullandığı sekliyle tanrı kavramı içinden çıkılamaz bir çelişkidir, bir paradokstur. Ne bir nitelik ithaf edebilirsiniz, ne de hiçbir niteliği olmamasına izin verebilirsiniz.

Bu yüzden tanrı kavramı aslında daha tanımı noktasında terk edilmesi gereken bir kavramdır.

*************************

Fakat bu konu bir yana, yine de bu kadar çok sözü edilen ve hemen herkesin ne olduğu konusunda bir fikre sahip olduğu (ya da olduğunu zannettiği) bir kavramın tanımı konusunda çok net olmasa da bir şeyler söylenebilmesi gerekir ki Tanrı konusunda tartışabilmek mümkün olsun.

Bu yüzden, geçerli olduklarını düşünmesek de Tanrı deyince en çok anlaşılan tanımlardan birkaçını burada sıralamamızda fayda var.

Tanrı 1: Kuran’da ve kutsal kitaplarda sözü gecen tüm bilgiler, olaylar ve tanımlarla tutarlı, üç büyük dinin kitaplarının Tanrısı. (Nitelikleri kısmen bilinebilecek ve kutsal kitaplardaki hikayelerle tutarlı bir varlık).

Tanrı 2: Evreni yaratan, insanoğluna peygamberleri ve kitapları gönderen (yani dünyaya da bir miktar karısan), her şeye kadir ve her şeyi bilen varlık. (Fakat hakkında başka bir şey bilinemez bir varlık).

Tanrı 3: Evreni yaratan, fakat yarattıktan sonra bir daha karışmayan, nitelikleri ancak kısmen bilinebilecek bir varlık. (Deizm’in Tanrı’sı).

Tanrı 4: Varolan her şeyin tümü, bütünü. (Panteizmin Tanrı’sı)

Tanrı 5: Evrenin sebebi

Tanrı 6: doğaüstü, tanımlanamaz ve bilinemez bir varlık.

Her şeyden önce dikkat edilmeli ki, bir Müslüman 1 numaralı Tanrı tanımını savunmalıdır. diğer tanımların arkasına sığınarak inandığı Tanrı’yı biraz daha mantıklı hale getirmeye çalışmamalıdır. Bu Tanrı’nın ise kendi içindeki bindir çelişkisi, saçmalığı ve insani nitelikleri bu sitede ve forumumuzdaki sayısız yazıda zaten gösterilmiştir.

2 ve 3 numaralı tanımlara gelince, kutsal kitaplardaki saçmalıklarla boğuşmak zorunda kalmamak ve aynı zamanda dinin Tanrısından çok da fazla uzaklaşmak zorunda kalmamak için savunulabilecek türde tanımlardır bunlar. Fakat bunların da geçersizliği ve saçmalığı okura artık bu noktada açık gözüküyor olmalıdır.

Diğer tanrılar daha felsefi tanımlardır, fakat onların da hiçbiri ideal ve tutarlı değildir.

4 numaralı tanımı ele alalım örneğin. Felsefede panteizmin tanrı anlayışından bazen çekingen bir ateistin tanrı tanımı diye bahsedilir. Çünkü bu tanımda çoğu kişinin anladığı Tanrı’dan eser olmadığı gibi, dünyayı bu bakış açısıyla gören birinin Tanrı diye bir kavramın sözünü etmeye dahi ihtiyacı yoktur. Bu bilimle çelişmemeye çalışan fakat psikolojik sebeplerle “Tanrı” kelimesinden vazgeçemeyen birinin iddia edebileceği türden bir tanımdır sadece.

5 numaralı tanım da Tanrı kavramını fikirsel ve mantıksal ataklardan korumaya çalışan başka bir felsefi manevradır. Bir şeyi sadece “bilinmeyenin sebebi” olarak tanımlayıp, paradokslardan kurtulmaya çalışmak, hem kişiyi dinlerin iddia ettiği gerçek Tanrı kavramından çok uzaklaştırır, hem de bu da anlamı olmayan ve çekingen bir felsefi tavırdır.

6 numaralı Tanrı tanımı tamamen bilinemezci (“agnostik”) bir tanımdır, Bir şeyin varlığını iddia edip hakkında hiç bir şey söyleyememek, bu şeyin olmadığını söylemekten farksızdır. Hatta bunu yapan teist (yani Tanrı için “hiçbir vasfı bilinemez” diyen teist) aslında şunu demiş olur: “Ben hiçbir vasfı bilinemez bir şeye inanıyorum”. Bu cümleyi daha açık şekilde tekrar yazarsak: “Ben hiçbir vasfı bilinemez bir şeyi biliyorum”. Yani kendi içinde çelişkili bir ifade. “Bilinemez olanı biliyorum” demekten farkı yok bunun. Ya da “Olmayan bir şey vardır” demekten.

Tanrı’ya doğaüstü demekle de isin içinden çıkmak mümkün değildir. Bu tavır başka bazı felsefi sorunlara yol acar. Çünkü doğaüstü birselin varlığından bahsetmek bir paradokstur.

Doğaüstü bir şey varolabilir mi?

Yani bilinen fiziksel dünyanın dışında ve ötesinde, onun üstünde olan, fakat yine de varolan bir varlık mümkün mudur? Bizce değildir.

Çünkü bir şey varsa, belli niteliklere sahiptir. hiçbir niteliğe sahip olmayan birselin varlığından da söz edilemez.

Herhangi bir niteliğe sahip bir “şey” ise fiziksel dünyanın “içinde”dir, onun bir “parçası”dır. Dolayısıyla algi bilgisi bize teorik olarak ulaşabilecek birseldir. Algi dünyasının içinde olduğundan da, bilimin araştırma alanının da içindedir.

Fakat bu alanın içinde olan bir varlık, fiziksel dünyanın bir parçası olduğundan, onu yöneten kurallara da tabidir. Yani doğa kurallarının ötesine çıkamaz. Dolayısıyla, bu fiziksel dünyanın içindeki bir varlık, kendisine atfettiğimiz “sonsuz güç” ve “evreni yaratabilme” gibi niteliklere sahip olamaz.

Kısacası tanrı ne doğaüstü, ne de doğanın içinde olabilir.

Dolayısıyla hiçbir Tanrı tanımı, bırakın varlığını kanıtlamayı, mantıksal açıdan tutarlı biçimde ayakları üstünde durmayı bile başaramaz. Tanrı’nın bırakın varlığını kanıtlamayı, anlaşılır bir tanımı bile yapılamaz. Çünkü bu kavramın ne anlama geldiğini kimse bilmemektedir. Varolduğunu uyduranlar bile.