Tanrının Oluşum Süreci ve Gereklilik

Tanrının Oluşum Süreci ve Gereklilik

İnsan ırkının beyinsel açıdan gelişmeye hızla devam etmeye başlamasında bu güne tanrı var olmuştur ve var olmaya devam etmektedir.

Peki diğer hayvan türleri arasında en zeki olan insanların olmayan bir şeye inanma gibi zayıflıkları neden oluşmuştur?

Bu sorunun cevabı basit fakat yorumu çok uzun.

İlgili yanıt,

Soru – cevap

İlgili yorum ise,

Soruyu sormak basittir. Çünkü yaşadığınız ortam o kadar karmaşık ki soruların tam olarak bitmesi imkânsız gibi görülür . Çok zeki ve meraklı olan insan soru sorduğu kadar basit bir şekilde cevap bulamamaktadır. Şimşeklerin çaktığı ilk görüldüğü anlarda bu tanrı olarak kabul edilmiş. Ateş ilk bulunduğu anlarda bununda tanrı olduğu düşünülmüş. En basit şekilde bir güneş, bir ay, yıldız bunlar bir zamanlar tanrı olarak kabul edilmiş. Çünkü bunlar ulaşılamaz, dokunulamaz, tehlikeli, korkutucu, kimi zaman heyecan verici, ışık saçan, ihtişamlı şeylerdi. Ve en önemlisi ise bunlar hakkında birçok soru vardı. Cevapları olmayan sorular. Ve büyük bir ihtimalle bunlar tanrı idiler. İlk insanlara göre.

Bundan binlerce yıl önce insanlar yepyeni bir tanrı yaratacak kadar zeki değillerdi. Ve tabi bugünkü gibi bu tanrıya bağlı karmaşık kurallar, yaşamlar, olaylar oluşturacak kapasiteye de sahip değillerdi. Bu yüzden sadece mevcut ulaşılmazlara taptılar.

Aradan yıllar geçti ve daha zeki olmaya başladılar. Tanrıyla bir tür iletişim kurma ihtiyacı hissettiler. Bu nedenle törenler düzenlemeye, bu törenlerde tanrının gazaplarından (doğal felaketlerden) korunmak için kurbanlar vermeye başladılar. Bunu bir nevi tedbir olarak kabul ettiler.

Yine aradan yıllar geçti ve daha da zeki olmaya başladılar. Ve soruları da çoğaldı. Ancak cevapları bu soruları oranla bir hayli azdı. Bu arada tanrıda gelişme gösterdi. Görünmez hale geldi . Daha gizemli bir hale dönüştü. Her kafada farklı bir tanrı modeli oluştu. Ve daha da ulaşılamaz hale geldi. Yaşanan her olay, her felaket bu tanrıyla bağdaştırıldı. Tanrıyla iletişimi daha da güçlendirme ihtiyacı duydular. Sonra kendilerine bazı hayvan türlerini seçtiler. Tanrıyla aralarında aracı olmaları için. Fakat daha zekileşen primat oğlu bunu daha geliştirdi. Becerileri geliştikçe kendi aracılarını kendileri yaptılar . Adına “put” denilen bu el yapımı aracıları kendilerine tanrı kadar yakın gördüler. Ancak bunlar görülebiliyordu. Tutulabiliyordu. Bazıları ses çıkarabiliyordu. Bu yüzden de kimileri görünmeyen tanrıdan vazgeçip bu putlara taptılar.

Ve yıllar, yıllar daha geçti. İnsan zekâsı gelişmeye hızla devam etti. Yapılan putlar fazla basit kalmaya başladı. Tanrının gizemini koruması, ulaşılmaz olması gerekiyordu. Özellikle insan tarafında yapılmaması gerekiyordu. Tanrı sadece bir düşünceye dönüştü. Ama karmaşık bir düşünce. Herkesin bir tanrısı vardı kafasında. Her şekle girebiliyordu. En güzel tarafı da buydu. Görünmez ve istediğin gibi tasarladığın bir tanrı. Bu tanrı her yerde yayıldı, geniş kitlelere ulaştı, her topluluk tarafında kabul gördü. Bunun ise tek bir nedeni vardı. Tanrı belki karmaşıktı ancak basit bir kuralı vardı. Tanrı görülmez, duyulmaz ve hissedilmez.

Aradan biraz daha süre geçti ancak çok şey değişti. İnsanların beklentisi kat kat arttı. Sorular da bayağı çoğaldı. Toplum bazı eksiklikleri içten içe fark etmeye başladı. Sadece tanrıyla bitmiyordu bu iş. Hiç bir şekilde hissedilemeyen bir tanrı çok sıkıcıydı. Evet, kolayca şekil alabiliyordu fakat iletişim kurulamıyordu. Öyle geniş kitlelere ulaşmış bir tanrı için basit bir aracıda bulunamazdı. Bu aracının insan olması gerekiyordu. Öyle basit bir insan da değil. Bunun için toplum içinden en zeki, en fazla üne sahip, ağzı iyi laf yapan kimseler seçildi. Bu kimseler ise gittikçe kontrolü ele geçirmeye başladılar. Nesilden nesile devam eden insan aracı modeli çok tutmuştu. İnsanlar arasında -tıpkı bugünün siyasetçileri arasında olduğu gibi- rekabet oluşmaya başlamıştı. İnsanlara duymak istedikleri söylenerek iştahları açıldı. Hiç duymak istemeyecekleri şeyler söylenerek korkutulmaya çalışıldı. İnsanlar değişen kurallarla kontrol altında tutulmaya çalışıldı.

Yalnız unutulmaması gereken bir nokta var . Arada bir şeylerin farkında olan insanlarda vardı. Bitmek tükenmek bilmeyen, ve hatta gittikçe artan sorulara cevaplar bulmaya çalışan zeki insanlarda vardı. Ne var ki bunlar kendilerini fark ettirdikçe eriyip gidiyorlardı.

Aradan biraz daha süre geçti. İnsanlar hatırı sayılır bir gelişme gösterdi. Sorular çoğaldıkça bazıları cevaplarını buldu bazıları ise tanrıyla beraber varlığını devam ettirdi . Ancak Sürüden ayrılan insanlar için de hatırı sayılır bir gelişme ve çoğalma görülmeye başlandı. Bu insanlar geçmişten kalan birçok temel soruların cevabını bulmuşlardı ve bundan da emindiler. Ancak daha cevaplanması gereken bir sürü sorunun olduğunun da bilincindeydiler. Ne var ki çobana uymak zorunda değildiler. Bu yüzden önlerinde ucu açık bir yol duruyordu.

Ve sonuç; Gereklilik.

Evet, bu aralar bu tanrıdan çok bahsetmeye başladım. Neden mi?

Bir itiraf olarak kabul edebilirsiniz. Ama benim de bir tanrım var. Durun, hemen sevinmeyin teistler! Benim tanrım sizin bildiğiniz tanrılardan değil. O sadece bana özel. Onu sadece ben bulurum . O nerede mi? Gökyüzünde. Kimi zaman bir ay kılığına bürünüyor, kimi zaman yıldız, kimi zaman bulut. O pek konuşmaz. Hatta hiç konuşmaz . O sadece beni dinler. Pek sık görüşmeyiz, sadece ihtiyacım olduğu zamanlar. Ne zamanlar mı ihtiyacım olur? Kızdığım zamanlar. Ayıptır söylemesi çabuk parlayan asabi bir yapım vardır. İşler yolunda gitmediği zaman birine patlama ihtiyacı duyarım. Çevremdeki insanları etkilememek içinde çıkar dışarı , kaldırır kafamı, bu tanrıya patlarım. Hiç de sesini çıkarmaz hani = ) . En sevdiğim yanı da bu zaten. Kafa dengi anlayacağınız.

Şimdi bu itiraftan sonra ateist arkadaşlarım benim ateistliğimi sorgulayabilirler ancak hepinize tavsiye ederim böyle bir tanrı. Hem ne demiştik?
Gereklilik…

-everest-