Sahte ve Çarpıtılmış Alıntılar

Sahte ve Çarpıtılmış Alıntılar

Bu konu, evrim-yaratılışçılık tartışmalarında, Batı’da da yaratılışçı kesimin sürekli tekrarladığı bir ayıptır.

Evrimi savunduğu bilinen bilim adamlarının ağzından ya söylemedikleri, ya da söyleyip farklı bir şey kasdettikleri, vs. fikirler alınıp, yaratılışçı kaynaklarda sanki bu kişiler evrime karşıymış gibi bir hava yaratılır ve evrime artık evrimci bilim adamlarının bile inanmadığı iddia edilir.

Bu konuyla ilgili pek çok bilim adamı, kendilerinden yanlış aktarımda bulunan ve sözlerini çarpıtan yaratılışçıları daha sonra açıkça kınadıkları beyanında bulunmuşlardır.

Sahtekarlığa gerek duyulması, savunulan fikrin doğrulanamıyacağının kanıtıdır.

Şimdi, bizim yerli yaratılışçılardan birkaç sahte ve çarpıtılmış alıntı örneği gösterelim.

***

Yaratılışçıların Cemal Yıldırım’dan yaptıkları ve normalde evrimi savunan bu kişinin bile evrime inanmadığına dair delil gösterdikleri bir alıntı:

Prof. Cemal Yıldırım (Yerli evrim savunucularından, felsefe profesörü):

‘Hiçbir bilim adamı (Darwinist ya da neo-Darwinist olsun) evrim kuramının ispat edildiği düşüncesini ileri süremez.40’

Şimdi alıntıyı yaptıkları kaynaktan, bu ifadenin devamına bakalım:

‘Ne var ki,evrim kuramının sağlam olgusal verilere dayandığı gerçeği de yansız ve nesnel düşünen hiçkimsenin gözünden kaçmayacak kadar açıktır.’

***

Yaratılışçıların Cemal Yıldırım’dan birbaşka alıntısı:

‘Doğrudur, evrim kuramı ispat edilememiştir.41’

Şimdi de bu cümlenin devamını yazıyorum.

‘Ama bilimde hiç bir kuramın ispatı verilmez, verilemez. İspat, mantık ve matematik çalışmalara özgü bir doğrulama türüdür. ‘

Ne sahtekarlık değil mi?

Kuran’da da ‘Namaz kılmayın’ der,

Başındaki ‘Sarhoşken’i atarsaniz.

***

Yine Cemal Yıldırım’dan yapılan bir alıntı daha:

‘Darwin’in evrim kuramı bugün geçerliliğini koruyorsa, bunun başlıca nedeni yerine geçecek daha doyurucu, alternatif bir kuramın yokluğundandır. Yetersiz de olsa Darwin’in kuramını, başka bir kuram ortaya çıkıncaya kadar korumak zorundayız.42’

Bu bölüm içinse 108. sayfayı göstermişler, ancak o sayfa veya yakınlarında böyle bir bölüm yok.

Bu alıntı, çarpıtılmasına rağmen, kitapta yer almış olsa bile, en azından kaynak belirtirken, okuyucuya saygı ve azami hassasiyet gösterilmeliydi.

***

Şimdi de Darwin’den yaptıkları bir alıntı:

‘Okur yapıtımın (Türlerin Kökeni) bu bölümüne varmadan önce bir yığın güçlükle karşılaşmış olacaktır. Bunların bazıları bugüne dek üzerlerinde belirli ölçüde duraksamadan düşünemediğim kadar çetindir.6’

Evet, alıntılanan bu söylem, şimdi devamını ben yazıyorum,

‘Ama bunların çoğu yalnızca görünüştedir ve gerçek olanlarsa teorim için yıkıcı değildir sanırım’

Anlam birden değişti.

***

Darwin’den başka bir alıntı:

‘Teoriye karşı haklı olarak yöneltilmiş itirazların ve teorinin karşılaştığı güçlüklerin ağırlığı altında yıllarca ve onların ağırlığından kuşkulanamayacak kadar çok ezildim.7’

Böyle yazmışlar ve kaynak olarak verdikleri sayfa 528 e gidiyoruz, o da ne, resmen cümleler birbirine işlerine geldiği gibi eklenmiş.

Tekrar kitaba bakıyoruz, evet Onur yayınlari, bahsedilen kitap bu.

Bir daha okuyoruz,

‘Teoriye karşı haklı olarak yöneltilmiş itirazların ve teorinin karşılaştığı güçlüklerin başlıcaları bunlardır, bunların yanıtlarını ve açıklamalarını elimden geldiği kadar kısaca özetledim. Ve bu güçlüklerin ağırlığı altında yıllarca ve onların ağırlığından kuşkulanmayacak kadar çok ezildim.’

İkisi arasında anlam yönünden oldukça fark var.

Evet, her sey açık, herkes kontrol edebilir.

***

Darwin’den birbaşka alıntı:

‘Bana kitabımı soruyorsun, sana söyleyebileceğim tek sey intihar etmeye hazır olduğum; kitabin çok makul bir şekilde kaleme alındığını düşünüyordum, fakat şimdi tekrar yazılması gerektiğini anladım.17’

Evet ,yukarıdaki yazıyı okudunuz.

Sizce bu hangi kitap?

Türlerin kökeni olduğu izlenimi veriliyor değil mi?

Kaynak da biraz muğlak bırakılmış.

Mektup Asa Gray’e yazılmış, yıl 1874, yani Türlerin kökeninden 15 yıl sonra,

Kitabın adı ‘Böcek Yiyen Bitkiler’.

Darwin bu mektupta bir kitabın yayına hazırlanmasının ne kadar zor olduğunu anlatıyor, yayıncılardan çektiklerini dile getiriyor, tekrar yazılacağını ve baskıya gitmesinin iki ayı bulacağını belirtiyor ve kitap yayınlama çalışmanın bir delilik olduğuna inanmaya başladığını söylüyor.

Yani, konunun Evrim le hiç bir ilgisi yok.

Yapılan resmen sahtekarlık !

***

Apendiks, insan bedeninde evrim sürecinde körelmekte olan bir organ kabul edilir. Yaratılışçılar, bunun böyle olmadığını, insan bedeninde işe yaramayan organ bulunmadığını ve sözde tıbbın ilerlemesiyle yeni kaynaklarda artık apendiksin fonksiyonlarından bahsedildiğini gösterebilmek için şöyle bir alıntı yapıyorlar:

Vücuttaki timus, karaciğer, dalak, appendiks, kemik iliği gibi başka organlar lenfatik sistemin parçalarıdır. Bunlar da vücudun enfeksiyonla mücadelesine yardım ederler. (The Merck Manual of Medical Information, Home edition, New Jersey: Merck & Co., Inc. The Merck Publishing Group, Rahway, 1997)’

Verdikleri “The Merck Manual of Medical Information” isimli kaynakta apendiks ilgili kısmı açıp bakıyoruz ve aynen şu ifade karşımıza .çıkıyor:

“The appendix MAY have some immune function, but it isn’t an essential organ.”

Yani,

“Apendiks’in BELKI bağışıklıkla ilgili bir miktar fonksiyonu olabilir, ama önemli bir organ değildir”.

Yani apendiks’in bağışıklık sistemiyle ilgili çok ufak bir işe yariyor olma İHTIMALİ var, ama bu bilgi kesin değil. Ayrıca, öyle olsa bile, hiç önemli olan veya bir işlevi olan bir organ değil.

Farzedelim Apendiks, bağışıklık sistemi ile ilgili, bu onun körelmis olma vasfını değistirmez, çünkü başka türlerde apendiks hala faaliyettedir ve selüloz sindiriminden sorumludur.

***

Aşağıda, yaratılışçıların bu tür ahlaksızlıklarının günışığına çıkarıldığı, Talkorigins’ten alınmış bir yazıdan bölümler aktarılmıştır.

Dikkat edin, bu kaynağın verdiği yalan yanlış alıntı örneklerinden biri Harun Yahya’ya ait. Zaten Harun Yahya adıyla yazılan şeyler yabancı yaratılışçılardan (büyük ölçüde ICR- Institute for Creation Research’ten) alıntı olduğu için, bu duruma şaşırmamak gerek. Çünkü zaten ahlaksızlığın kaynağında, yabancı yaratılışçı yayınlar var.

1) Robert Kofahl’in “Handy Dandy Evolution Refuter” ve Wallace Jonhson’un “Evolution?” eserlerinin ikisinde de şu alıntı yer alıyor:

“Hominid fosillerinden çok azı uzun süre sahnede kalabilmiştir (eğer kalabileni olduysa); ortalama vatandaşın her bulunan yeni fosili hava tahminlerinden daha gerçekci görmemesi şu anda artık affedilebilir. (John Reader, Whatever happened to Zinjanthropus?, New Scientist, March 26 1981, p.805)”

Alıntılardan anlaşılan, şu ana kadar bulunan çoğu hominid fosilinin zamanla geçersizliğinin anlaşıldığıdır. Halbuki alıntı yapılan yazıda yer alan bir önceki cümle şu idi:

“Australopithecus afarensis insanğlunun en eski atası olarak kamuoyuna sunulan en son fosildir. Şimdiye kadar bulunanların çoğu bu statüyü uzun süre koruyamamıştı.”

Yani cümlenin tamamı okunduğunda, yazarın anlatmaya çalıştığı şeyin bambaşka birşey olduğu ortaya çıkıyor. Yazar, insanoğlunun en eski atası olduğu savıyla ortaya çıkarılan fosillerin çoğunun bu statüde uzun süre kalmayı başaramadığını söylüyor, yoksa şimdiye kalan bulunan insanimsi fosillerinin sonradan geçersizliğinin anlaşıldığını değil. Hatta, yazı tam tersi, H. Erectus’un hala bir insan atası kabul edildiğini açık olarak dile getiriyor.

2) Paul Taylor, The Illustrated Origins Answer Book (Ed.4, 1992) kitabında şöyle şöylüyor:

“Şu anki deliller göstermektedir ki Australopithecus soyu tükenmiş bir maymun’dan başka birşey değildi. [205]”

“Lucy’nin anatomik yapısının analizi dik bile yürüyemeceğini göstermektedir” (205: William L. Jungers, “Lucy’s limbs: skeletal allometry and locomotion in Australopithecus afarensis,” Nature, Vol. 24 pp 676-678)

Halbuki, Jungers, Lucy’nin dik yürüyemeceğini bırakın söylemeyi, ima bile etmemiştir. Tam tersi, makalesinde şöyle demektedir:

“A. afarensis ‘in diz ekleminin ve kalça kemiği yapısının ayrıntılı analizi, iki ayak üzerinde yürüme adaptasyonunun çok güçlü göstergesidir”.

3) Doug LaPointe “Top Evidences Against the Theory of Evolution, #6″da Homo Erectus’tan şu şekilde bahsediyor:

“Aslında, Homo Erectus’un beyninin, Homo Sapiens’e ait beyin ortalamasına yaklaştığı söylenir. (F. Clark Howell, “Early Man”, p.42)”

Fakat Howel’in asıl söylediği şu:

“Kendi genus’una ait ilk insan olan Homo Erectus, kaburga bakımından modern insan gibi, fakat el ve beyin olarak ilkeldir, beyinsel kapasitesi, Homo Sapiens’in ancak aşaği sınırlarına kadar çıkar”

4) Yaratılışçı Jerry Bergman, Nebraska Adamı ile ilgili yazısında (The History of Hesperopithecus haroldcookii Hominoidea, Creation Science Research Quarterly, 30:27-34, 1993) aşağıdaki ifadeleri kullanıyor:

“Nebraska adamı büyük bir öneme sahipti, çünkü ilk kanıttı. Osborn’a göre batı bölgesinde 75 yıldır kesintisiz olarak yapılan araştırmalar sonucunda rastlanan ilk yüksek primat idi. Bu anthropoid maymun-adam, Amerika’da da bazı ilkel primatların yaşadığına kanıttı ve bazıları bu kanıta, Amerika kıtasında insanların geçmişinin, Avrupa ve Afrika’dakinden daha eski olabilecegi konusunda spekulasyonlarda bulundular. Hepimiz bu tür bir buluş için sabırsızlanıyorduk. (Blinderman, 1985, p.48).”

Fakat, Blinderman’in ilgili makalesinde (Blinderman 1985: The curious case of Nebraska man. Science 85, June:47-9) bu söylenenler kesinlikle yer almamaktadır. Blinderman’in dediği şudur:

“Nebraska adamının önemi büyüktü. Batı bölgesinde, ileri bir primat türü için 75 yıldır kesintisiz yürütülen araştırma sonucunda ortaya çıkmış ilk kanıttı… Hepimiz bu tür bir buluş için sabırsızlanıyorduk…”

Maymun-adam ve bu buluşun bağlayıcı bir “kanıt” olduğu yönündeki ifadeler Jerry Bergman veya onun kopyaladığı kaynak tarafından eklenmiştir. Aslında, Osborn, bulunan Nebraska adamı dişini hatalı bir şekilde primat dişi zannetmiş, fakat kesinlikle açık bir dille maymun-adam ve kesin kanıt iddialarında bulunmamıştır.

5) Don Patton’dan alıntı:

“[Adrienne] Zihlman pigme şempanzelerle “Lucy”yi kıyaslamış (Lucy adlı fosilin insanın ilk atalarından olduğu iddia edilmektedir) ve çarpıcı benzerlikler bulmuştur. Beden büyüklüğü, durus ve beyin büyüklüğü olarak neredeyse aynıydılar…” (Science News, Vol.123, Feb.5. 1983, p.89)

Patton, burada bir kez daha, tam alındığında kendi iddiasini zayıflatacak anlam bütünlüğünden yoksun bir alıntı yapmıştır. Tam cümle şöyledir:

“Beden büyüklüğü, duruş ve beyin büyüklüğü olarak neredeyse aynıydılar, diye not etmiştir [Adrienne], ve büyük farklar (kalca ve ayak) Lucy’nin iki ayak üzerinde yürüme adaptasyonunu temsil etmektedir.”

Not: Yazının orijinalinde, Patton’dan birkaç benzer çarpıtılmış alıntı örneği daha var ve de yazar bu konuda Patton ile baglantı kurup kendisini uyardığını belirtmiş. Patton ise, bunun üzerine alıntılarını, anlamın tamamını verecek şekilde değiştirmiş. Fakat yazar, Patton’un yaptığı bu değişikliği not olarak kendi web sayfasında duyurunca, Patton bundan rahatsız olmuş olacak ki, ahlaksızlığı ortaya çıkmasın diye, tekrar ifadeleri değiştirip, eski şekliyle yerleştirmiş ve uzun bir yazıyla eski ifadelerin uygun olduğunu belirtmiş.

6) Bir Türk İslami Yaratılışçılık Organizasyonunun takma adı olduğu düşünülen Harun Yahya, “The Evolution Deceit” kitabında şöyle yazıyor:

“Nihayet, 1994’te, Liverpool Üniversite’sinden bir grup, ayrıntılı bir araştırrma sonucu kesin bir sonuca ulaşmıştır. Nihayet, Australopithecines’lerin dört ayaklı olduğu sonucuna ulaştılar.” (4)

Verdikleri referans: Spoor, Wood and Zonneveld, Implications of early hominid labyrinthine morphology for evolution of human bipedal locomotion, Nature, 369:645-8 (1994). Yahya’nın ifadesi ise açık bir yalan. Spoor et al kendilerine ithaf edilen açıklamaları yapmadıkları gibi, aslında şöyle bir sonuca ulaşmışlardı:

“Bu gözlemler, postcranial fosil kayıtlarının ulaştığı, H. Erectus’un zorunlu bir iki ayakli, A. africanus ‘un ise ağaclara tırmanma ve bazı çevre koşullarında iki ayaklılık gösteren bir hareket yeteneğine sahip olduğunu gösteren çalışmaları desteklemektedir.”

Yazar, bu konuda şöyle bir not düşmüş: 22 Ocak 2002’de Harun Yahya’nın Webmaster’ınden aldığım e-mail’de bunun bilinçli bir yanlış aktarım değil bir yanlışlık olduğunu ifade ettiler. Ve bu tür yanlışların İngilizce’den Türkçe’ye, ve Türkçe’den ingilizceye çeviriler yapılırken meydana gelmiş olabileceğini belirttiler. Bu yanlışlığın sebebinin tercüme hataları olduğundan kesinlikle şüphe duyuyorum. Bence, yanlış aktarım, Harun Yahya’nın çevirisini yaptığı orjinal kaynakta bulunmaktadır.

***

Yukarıda özetle çevirmeye çalıştığımız bu yazıda bile pek çok başka örnekler bulunmaktadır ki internette eğer yeterli araştırma yapılırsa bu konuda yığınla başka örnek de bulunabilir. Batı’da, yaratılışçıların bu ahlaksızlıklarından bıkan ve onlarla mücadele etmeye karar veren bazı bilim adamları ve aydınlar, bu konularda pek çok bulgu ortaya çıkarmışlardır.

Kısacası yaratılışçılar, evrim ile ilgili pek çok gerçek dişi, ya da saptırılmış alıntılar yaparlar.

Hiçkimsenin, çok sayıda kitaba referans göstererek yapılan bu alıntıların tümünü tek tek kitap kitap, sayfa sayfa inceleyip, doğru olup olmadıklarını bulacak kadar zamanı olmadığından, bu sahtekarlıklar uzun süre ortalıkta kalabilmektedir.

Kendi ağızlarından saptırılmış alıntıların yapıldığına tanık olan pek çok evrimci bilim adamı, batıda, bu konuda yaratılışçıları kınayan açıklamalarda bulunmuşlardır.

Bu derece açık bir sahtekarlığın, üstüne düşüldüğünde ortaya çıkarılması da kolaydır elbette ama işin en zor anlaşılacak tarafı, yaratılışçıların niye böyle dürüst olmayan yöntemlere başvurduklarıdır.