EVRİMSEL AHLAK

İnsan, herhangi bir başka primattan çok da farklı olmayan, bir başka türdür sadece. Çok övündüğümüz beynimiz kat kat yapıdadır (mecazi değil, fiziksel olarak); en altta bulunan, ve yüz milyonlarca yıl önceki atalarımızdan (sürüngenler) miras aldığımız (ve aynen koruduğumuz) sürüngen beynimiz; çok sosyal, insani, manevi bilmemne zannettiğimiz hareket, ilişki, davranışlarımızın neredeyse tamamını doğrudan etkiler. Yeni bulunduğumuz ortamı domine etmeye çalışırız. Aşk, sevgi bilmemne zannettiğimiz şeylerin TAMAMI sürüngen beynimizin işidir. Hayati yeteneklerimizin tümü burada olur biter.

Bkz: http://www.crystalinks.com/reptilianbrain.html

Bunun üzerinde memeli beyni denen kısım bulunur. Limbik sistem, genel olarak duyguları kontrol eder. Hafıza, öğrenmek vs. gibi işlerin döndüğü yerdir.

En tepede de “soylu” neocortex bulunur. Burada da tahmin etme, karar verme, analitik düşünce vs gibi işler döner. Avcılarda noecortex daha büyüktür. İnsansı maymunlarda ve insanda ise neocortex, inanılmaz büyüklüklere ulaşmıştır. Bunn sebebinin, primatlardaki sosyal hayat olduğu düşünülüyor. Beyin büyüklüğü ile sosyal ilişki içinde bulunulan birey sayısı arasında doğrudan bağlantı bulunduğu bilimsel bir gerçek. Sosyal bağların evrimsel bir avantaj olduğu bir gerçek; ama hiçbir hayvan, insan gibi yüzlerce değişik sosyal figürle binlerce değişik iletişim içinde bulunamaz; bunu kaldıracak bir beyin geliştirmemiştir. Bunu yapabilme sebebimiz, devasa neocortex’imiz; daha doğrusu neocortex’imizi büyümeye iten evrimsel zorlama sosyal ilişkinin evrimsel avantajları.

İşte; insan olmak bu kadar birşey. 100 değişik adamla 100 değişik muhabbet edebilelim ve tamamen yabancı olarak kalmayalım, bağ kuralım, birbirimize ısınalım diye var olan koca neocortex’imiz bizi insan yapan (hayvandan ayıran) yegane şey. (yalnız, dikkat, bu ayrıcalık sadece bize özgü değildir; diğer maymunlarda ve yunuslarda da insan kadar olmasa da devasa neocortex’ler bulunur.)

Lafın ne yöne gideceği az çok bellidir artık. Ahlak denen şey, aslında neocortex’imizde olagelen, “yabancıyı dosttan ayırabilme” yeteneğimiz; bir davranışın sonucunun karlı mı zararlı mı çıkacağı olacağını hesaplama gücümüzdür. Sosyal ilişkilerin evrimsel avantajı yüzünden gelişmiş bir beynimiz var; ve sosyalliğin avantajlarından faydalanan, bu faydayı genetik olarak öğrenmiş bir türüz. (Geyikler de aslandan kaçmanın faydasını genetik olarak öğrenmiştir.)

Ahlak neden bir tek insanda vardır da, diğer hayvanlarda (primatlar ve yunus vb birkaç tür dışında) yoktur sorusunun cevabı bu işte; kocaman bir neocortex.

Ahlakın, sonradan bulunmuş birşey olmak yerine neden intrinsic bir özellik olduğunu anlatabildim sanıyorum. Biyolojik gerekçeler yüzünden Ahlak denen şey vardır. Sebep, sosyalleşmek, toplumla karmaşık ilişkiler kurmak, bu sebeple dış dünyadaki tehlikelere ve tür içi şiddete karşı korunma sağlamaktır.

Çok zevkli bir konu var burada, anlatmadan geçemeyeceğim. Maymunlarda sosyalliğin asıl gerçekleşme yöntemi birbirini tımar etmektir. Noecortex büyüklüğüne göre oranlarsak, insanlar, maymunlardan daha karmaşık, daha büyük topluluklarda yaşamaktadır. Bir maymun neredeyse tüm gününü diğer maymunları tımar etmeye ayırır. İnsan bunu yapmaya kalksa tımar etmekten başka birşeye vakit bulamayacaktır.

“Konuşma” ya da “dil”in ortaya çıkış sebebi de işte tam olarak budur. İnsan tüm gün birbirini tımar edemez ama tüm gün konuşabilir; ki konuşur da. Tüm gün çene çalarız. Havadan sudan konuşarak sosyal bağlar kurmak, zaten “dil”in icat edilme sebebidir. İnsan konuşma yoluyla, tımara göre çok daha fazla sayıda başka bireye ulaşabilir. Bu sebeple çok daha büyük topluluklar kurabilir. (Yalnız dikkat, topluluk demek, bir bizon sürüsü demek değildir. Bizonlar yanyana dururlar, ama sosyal ilişki içinde olduğu birey sayısı belki birkaç tanedir, daha fazla değildir. İnsanın ise yüzlerce arkadaşı olabilir. Her durumda da bunlardan biri yardıma koşar.) İnsanın konuşma sebebi SADECE budur. Konuşma yoluyla iletişimin diğer faydaları sadece bonus’tur. Asıl sebep budur.

Pekala; akıl denen şeyin, toplumsal dayanışmanın faydaları gereği evrimleştiğini; başka bir biyolojik amacı bulunmadığını söyledim. Ahlak ve akıl nasıl birleşiyor? Adam öldürmek neden intrinsic olarak kötüdür?

Birey için (bkz: dipnot) iki tür topluluk vardır. Tanıdıklar ve yabancılar. Tanıdıkları öldürmek avantajlı değildir. Çünkü tanıdıklar birbirlerine yardım için vardır. (Gün gelir yardım eder) Bu yardımı sadece boğulmaktan kurtarmak diye algılamamak gerek. yiyecek aramak, toprağı korumak, eş bulmak, bunların tümü tanıdıkların işbirliği ile yapılır.

İlk insanın toplumsallaşmayı öğrenerek, bir arada hareket ederek ne büyük vahşetlere yol açtığını; diğer maymun sürülerine saldırarak korkunç bir terör estirdiğini; henüz hiçbir alet kullanamazken dahi en yırtıcı hayvan olduğunu anlatan teoriler var, duymuşsunuzdur. İşbirliği evrimsel olarak faydalıdır ama bunu yapabilmek için görece gelişmiş beyinler gerekir.

Yabancı “insan”ları öldürmek de kötüdür. Çünkü muhtemelen onlar da bir sosyal topluluktur, ve direnç göstereceklerdir. Düşman ancak tek ise öldürülebilir. Dahası, bu müthiş bir enerji isteyecektir, ve son derece risklidir. Eğer mesele hayati bir mesele değilse, bu çabaya girmek basitçe gereksizdir. Bu hesapların kısmen kodlarımıza genetik olarak işlendiğine (atalarımızdan miras aldığımız reptilian beynimizde) ve kısmen de limbik beynimizde hesaplandığını düşünüyorum. (Tanıdığını öldürenlerin gözümüze daha “vahşi” göründüğünü hatırlayalım; dostlar öldürülmezler.)

Bu açıdan, kötülük’ü (toplumun bütününe kötü olacak davranışı) ortadan kaldırmak mümkün değildir. Bireysel çıkar hesabında pozitif çıkan davranış, ne olursa olsun yapılır. Bunun önüne birtakım “ulvi” gerekçeler koyarak geçemezsiniz. Nedenlerle oynayarak, yapılanın ne kadar ahlakdışı olduğu anlatılarak kötülüğün önüne geçilemez. Sadece ceza ve ödül sistemi ile, kişisel çıkarları değiştirerek sonuç değiştirilebilir.

Ceza ve ödül ile de, kötülük tamamen ortadan kaldırılamaz. Önceki yazımda anlattığım; sadece toplumun denge noktaları bir miktar kayabilir. Ama marjinal durumlarda insanlar gene adam öldürecek, tecavüz edecek, hırsızlık yapacaktır. Bu çaba gereksiz, ve bence yanlıştır. (Yanlış olan hukuk sistemini vs. ortadan kaldırmak değil, kimsenin ahlaksız olmadığı bir toplum hayal etmektir) Alt komşu sesini çıkarmıyorsa, müziğin sesini açmakta çok azımız tereddüt ederiz. Ama alt katta iri yarı, ve her tıkırtıda yukarı gelen biri oturuyorsa, kulaklığımızı takar, öyle dinleriz müziğimizi. Komşuyu rahatsız etmek istediği kadar etik anlamda “kötü” olsun; sonuçlar bizim hareketimizi tayin eder; sebepler ve gerekçeler değil.

Bu yüzden etik için bugüne kadar söylenmiş olan her kelimeye katıla katıla gülüyorum; bu zırvalığı topyekün kaldrılıp atılması gerektiğini düşünüyorum. Bu iş, bu referansta düşünülemez. Kötülük hoş değildir, önüne geçilmelidir. Ama kötülüğün ne olduğunu anlayamamış birtakım felsefecilerin, birtakım kutsal kitapların dedikleri üzerine inşa edilmiş bir hukuk yapısı paramparça olmaya mahkumdur. Yanlışın üzerine doğru inşa edilemez.

Bu görüş, Ahlak tartışmasından çıkıp tüm hayat görüşünü içine alacak kadar derin bir görüştür. Yaşamak için hayatı anlamamız gerekmiyor, hatta anlamamalıyız da. Anlamaya başladığımızda ortaya çıkan gerçekler çok ürkütücü. Hiçbir adaletin bulunmadığını acı içinde farkediyoruz. Aslında olan bitenin basit bir numbers game olduğunu. Aslında değer verilecek pek birşey olmadığını, istatistiği oluşturan küçük bir puzzle parçası olduğumuzu. Esas oyun bambaşka bir düzeyde oynanıyor. Dünya savaşında bir askerin botunun altında ezilen bir beceğin neler olup bittiğini anlayamaması gibi, biz de aslında hiçbirşeyi anlamıyoruz. Bu sebeple de bu tip konularda ahkam kesmeyi bırakmalıyız.

“Time quotes” diye bir aratın google’da; binlerce laf söylenmiş bunun adına. Ama zaman hakkında edilmiş tek bir doğru laf vardır insanlık tarihinde: “Zaman, saatime baktığımda gördüğüm şeydir.” Bu kadar. Herşeyi anlamlandırmaya, derinleştirmeye, kişiselleştirmeye o kadar meraklıyız ki. Daha 300 sene öncesine kadar evrenin merkezini dünya zannediyorduk. Birtakım diferansiyel denklemlerin sonucu olup bitmektedir herşey. Onun dışında da “aman insan, yüce varlık, ahlak, insani değerler” falan da yoktur. Söylenecek çok şey var, ama zaten kimse okumuyor, okumayacak, o yüzden kesmekte fayda var.

Dipnot: Bu tartışmada temel alınan referans; çıkar hesabının SADECE birey için yapıldığıdır. Toplumun iyiliğini gözetmek sözkonusu dahi değildir. Toplumun ya da bir başkasının iyiliği bireylerin umurunda değildir (sonuçta kendisi için bir iyilik yoksa); ve bu “iyi”lik evrimsel avantaj anlamı taşır. Aynı yiyecek için bir aslanla rakipseniz, aslana dokunmamak iyidir; ama rakip bir çakal ise (ve rekabet edeceğini gösteriyor ise), çakalı öldürmek iyiliktir.

Dipnotun dipnotu: İnsanların, toplum iyiliğini paramparça etmek pahasına da olsa, kendi çıkarlarını gözettiği tartışmasız bir gerçektir. Gündüz Vassaf’ın yanılmıyorsam “Cehenneme Övgü” kitabında nefis anlattığı üzere; modern hayat dinamikleri tamamen bu olgu (kişisel çıkar) üzerine kuruludur. Bir stada girerken, öndekiler ezilecek dahi olsa, arkadakiler bir an önce girebilmek için azıcık azıcık iterler öndekileri. Otobüse bindiğinizde arkaya doğru ilerlemeyenlerden nefret ederken; arkada duran kişi iseniz, şöföre otobüse kimseyi almamasını bağırırsınız. Bir kızın birtakım porno görüntülerini izlerken, aynı kızın sizin eşiniz, çocuğunuz olması durumunda ne yapacağını düşünmezsiniz bile. Empati denen şey, ne yazıktır ki, pek de evrimsel avantaj sağlayan bir şey olmadığından gelişmemiştir büyük çoğunluğumuzda. Aslına bakılırsa, empati çoğu zaman evrimsel olarak zararlıdır bile.