Din, Cumhuriyet ve Atatürk -1

Din, Cumhuriyet ve Atatürk -1

Ben Atatürkçü değilim.

Bir çok konuda Atatürk ile hemfikir olmam beni Atatürkçü yapmaz. Zira Atatürk ün benimsemediği bir çok doktrini de benimseyen biriyim aynı zamanda. Atatürk ün onaylamadığım düşünceleri olduğu gibi.

Bunlar beni Atatürk e ihanet ediyor da yapmaz. Atatürk benim hayranı olduğum tarihte yer almış bir çok kişiden biridir.

“… Din birliğinin de bir ulusun kuruluşunda etkili olduğunu söyleyenler vardır. Ne var ki, biz, bizim gözümüzün önündeki Türk ulusu tablosunda bunun tersini görmekteyiz….
Türkler İslam dinini benimsemeden önce de büyük bir millet idi.
Bu dini benimsedikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan İranlıların, ne de Mısırlıların ve başkalarının Türklerle birleşip bir ulus oluşturmalarına yol açtı. Tersine, Türk uslunun ulusal bağlarını gevşetti; ulusal duygularını, ulusal coşkusunu uyuşturdu. Bu çok doğaldı.
Çünkü Muhammed’in kurduğu din bütün ulusallıklarının üstünde yaygın bir Arap milliyetçiliği politikasına dayanıyordu. Bu Arap düşüncesi, ümmet sözcüğü ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah sözcüğünün her yerde yükseltilmesine adamaya zorunlu idiler. Bununla birlikte Allah’a kendi ulusal dilinde değil, Allah’ın Arap budunda gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve duada bulunacaklardı. Arapça öğrenmedikçe Allah’a ne dediğini bilmeyecekti.
Bu durum karşısında Türk ulusu bir çok yüzyıllar boyunca ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin, adeta bir sözcüğünün bile anlamını anlamadan Kuran’ı ezberleyip beyni sulanmış hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan hırslı hükümdarlar, Türk ulusunca ne olduğu, kim olduğu belirsiz cahil hocalar ağzıyla saçılan ateş ve azap ile korkunç bir karanlık ve karışıklık içinde kalan dini, kendi tutkuları ve politikaları uğruna bir araç olarak kullandılar. Bir yandan Arapları zorla boyundurukları altına aldılar, bir yandan Avrupa’da Allah sözcüğünün kutsal parolası altında Hıristiyan uluslarını yönetimleri altına aldılar. Fakat onların dinlerine ve ulusallıklarına ilişmeyi düşünmediler. Ne onları ümmet yaptılar ne de onlarla birleşerek güçlü bir ulus yarattılar.

Mısır’da belirsiz bir adamı Halifedir diye yok ettiler, hırkasıdır diye, bir palaspareyi halifelik belgisi ve üstünlüğü olarak altın sandıklara koydular. Halife oldular. Kimi zaman doğuya, kimi zaman batıya kimi zamanda dört bir yana saldıra saldıra Türk ulusunu Allah için peygamber için topraklarını, çıkarlarını ve benliğini unutturacak yalnız Allah yolunda olacak denli derin bir kendinden geçmişlik ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Ulusal duyguyu yok eden, bu dünyaya değer verdirmeyen; yoksulluklar ve yoksunluklar ve kötülükler baş göstermeye başlayınca da, asıl gerçek mutluluğa öldükten sonra öbür dünyada kavuşulacağı inancını aşılayan dinsel dogma ve dinsel duygu ne var ki ulusun uyanıp aklı başına geldiği zaman, şu acı gerçeği görmesine engel olamadı. Bu korkunç manzara karşısında kalanlara, kendilerinden önce ölenlerin ahiretteki mutluluklarını düşünerek ya da bir an önce ölmeye dua ederek ahirete kavuşmayı öğütleyen bir din duygusu, dünyanın en acı tokadıyla Türk ulusunun vicdanındaki çadırını yıktı; çağrılıları, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türklerin ortak vicdanı, derhal yüzlerce yüzlerce yıllık güçle ve açılıp ilerleme tutkusuyla, büyük bir coşkuyla çarpışıyordu. Ne oldu?… Türk’ün ulusal duygusu artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, cenneti değil, eski ve gerçek büyük Türk atalarının kutsal kalıtlarının, son Türk “el”lerinin savunma ve korunmasını düşünüyordu.

İşte dinin ve din duygusunun Türk ulusunda bıraktığı anı.”
(Yurttaşlık Bilgileri/Mustafa Kemal Atatürk-Çağdaş Yayınları 1996)

Aynı Atatürk şunları da demiştir:

“Ey millet! Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah’ın selameti, sevgisi ve hayrı üzerinize olsun. Peygamber Efendimiz hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri duyurmaya memur ve elçi olmuştur. Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki, Kur’andaki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor.” 1

“Din vardır ve lazımdır. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur”2

“Bizim dinimiz en makul ve en tabi dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur.””Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete sahiptir. Bu faziletleri, hiçbir kuvvet milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz da.” 3

“Camilerin mukaddes minberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edebilmekte, Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanıkuvvetlenir, kalbi cesaret bulur.” 4

“Ey Arkadaşlar! Tanrı birdir, büyüktür- Adalet-i ilahiye, O’nun tecellilerine bakarak diyebiliriz ki, insanlar iki sınıfta, iki devrede mütalaa olunabilir, ilk devir insanlığın çocukluk ve gençlik devridir. İkinci devir, insanligin kemal (olgunluk) devridir.”5

“Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur. Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki Kuran’i azimüssandaki husustur. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir, temel dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa hakikate tamamen uyuyor. Eğer akli mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diğer ilahi ve tabi kanunlar arasında aykırılıklar olmalı gerekirdi. Çünkü bütün kanunları yapan Cenab-ı Hak’tır.”6

“Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var malzemesi iyi. Fakat bina uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayi takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur binayı fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üzerinde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktir”7

“O,(Hz. Muhammed) Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. O’nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonsuza kadar O ölümsüzdür.”8

“Büyük inkılap yaratan Hazreti Muhammed’e karşı beslenilen sevgi, ancak O’nun koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir.9

“Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son peygamberi Hazreti Muhammed’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak takip etmeli. Tüm Müslümanlar Hazreti Muhammed’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli. İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilir.”10

Elbette burada konunun özü Atatürk’ün dini inanışının ne olduğu ya da olmadığı değil.
Burada Atatürk’ün kişisel inancı örnek gösterilmiyor, “Aaa Atatürk de inanıyormuş hadi biz de inanalım” veya “O inanmıyor madem, öyleyse bizler de ateist olalım bari” adına yazılmıyor bunlar.

Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’nin direksiyonunda uzun seneler kalan biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderinde rolu olan, geleceğinde söz sahibi olan, oldurtan biridir, bu bağlamda bu konu önemlidir.

Ortada taban tabana zıt olan söylemler var. Atatürk çark mı etmiştir, yoksa birileri Ataürk’ün adına çark mı çevirmektedirler?
Bu önemlidir…

***

Atatürk’ün camide çekilmiş tek bir resmi yoktur. Namaz kılarken, dua ederken de görülmemiştir. Vefat ettiği zaman dini bir tören yapılmamıştır, cenaze namazı kılınmamıştır. Sadece kız kardeşinin ricası ile, defnedilirken dua okunmuştur.

Şimdi diyebilirsiniz ki, bu onun şahsi inanç şeklidir, bunu dayatmamıştır, millete yansıtmamıştır.

Hayır efendim, yansıtmıştır…yansıtmak için de bir çok girişimlerde bulunmuştur:

Atatürk gerek din gerekse İslam hakkında sahip olduğu düşüncelerinin yaşam bulması için girişimlerde bulunmuştur.

“Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. Benim halkım demokrasi ilkelerini gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır..” Atatürk 1926 (Andrew Mango’nun Atatürk adlı kitabından Sayfa: 447)

Ayrıca;

“Allah’ın kanununda asla bir değişme bulamazsın, Allah’ın kanununda kesinlikle bir sapma da bulamazsın.” Kuran – Fatır Suresi/43.

Ayete karşılık, bakınız ne demiş;

“Zaman süratle ilerliyor. Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişmesini inkar etmek olur..” Atatürk

Dahası;

“Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler..” Atatürk (Kazım Karabekir’in kitabından sayfa 157, 158, 159.)

“Arapoğlunun yaveleri”

…demiştir. Ve bu düşüncelerini yansıtmak için elinden geleni ardına koymamış, takipçisi olmuştur.

Soruyu unutmadım. Söylemlerde neredeyse taban tabana zıtlık var demiştim ve sormuştum: Atatürk çark mı etmiştir?

Yukarıdaki söylemlerinin tamamı 29 Ekim 1923 günü öncesidir. Atatürk Balıkesir hutbesinde (Şubat 1923), TBMM kuruluşunda (Nisan 1920) bu ve benzer söylemlerde bulunmuştur.

Hala bir İslam Devleti olan Türkiye de yani. Nedense bu söylemler ortaya konulur ama “Cumhuriyet ilan edilmemişti” demez…
“Şeriatın kucağında bir meclis vardı” diye belirtmez, “Atatürk hepimizden daha böyyük dinci idi” diye ilan ederler.
Diyanet’in resmi sitesi bile alır bunu, utanmadan kendine malzeme eder. Herkes de bunu yutar ya da yutarmış gibi görünür…

Dinciler varlıklarını beceriksiz liberallere, ahmak merkezcilere borçludurlar; ya da sağcılarla solcuların çuvallamalarından nemalanırlar. Sağcılar da beceriksiz solcuların varlığı ile varlık gösterirler. Bunlar birbirlerinin yok olmasını istemezler; var olmalarını ama beceriksiz olmalarını isterler ki kendi varlıkları daim olsun.

Kaldı ki yazımda da belirttiğim gibi, Atatürk’ün neye inandığı inanmadığının bir önemi yoktur.
Cumhuriyet adına ne yapmıştır, neler amaçlamıştır, ne gibi dayatmalar ve zorluklarla karşılaşmıştır… Bunların önemi vardır. Bu dayatmaların getirileri önemlidir. Çünkü bugünkü Cumhuriyet’in durumunu belirleyen kişiler değildir; zihniyetlerdir. Kişiler gidicidir; baki olan onların zihniyetlerinin ürünü ile oluşan sonuçlardır.

Devam edelim:
Dilin önemi;

Şu ifade o kadar güzel bir ifade ki;

“Türk dili Türk Milletinin Kalbidir, Zihnidir” M.Kemal Atatürk.

“Kalbidir ve Zihnidir” derken anlama, özümseme ve benimsemeden bahsedilmekte. Kişilerin kendilerini ifade etmesi, çevresinde olan biteni, yazılanı, okuduğunu anlaması en önemlisi de ihtiyacını gidermesi açısından çok önemlidir…

Ve önemin anlaşılması ile görülebilecektir ki, kültürel anlamda birlik ve beraberlikte en önemli unsur dil birliğidir.

Din değil!!!

hubbez