Çöldeki Saat Analojisi

Çöldeki Saat Analojisi

Değişik biçimleriyle teistler tarafindan sıkça sunulan ve canlılığın ardında bilinçli bir yaratının olması gerektiğini kanıtladığı düşünülen bir analojidir bu.

Çölde yürürken bir saat buldunuz diyelim. Bunun çöldeki kum ve taşlardan kendi kendine oluştuğunu mu düşünürsünüz, yoksa becerikli bir saat ustası tarafından bilinçli bir şekilde yapılıp oraya düşürüldüğünü mü?

Benzer şekilde, iyi bir tasarım örneği gibi görünen bir varlığı, örneğin herhangi bir hayvanı gördüğünüz zaman, bunun çevrede bulunan organik parçalardan kendi kendine mi oluştuğunu düşünürsünüz, yoksa saat örneğindeki gibi bilinçli bir şekilde yaratıldığını mı?

Saatler kendi kendilerine evrimleşmezler, dolayısıyla canlılar da evrimleşmiş olmamalıdır. Bunun aksini savunmak cok salakçadır.

Argüman kısaca budur ve ilk bakışta duyana çok güçlü gibi gelmektedir. Hatta teizmin masallarını saçma bulan ve evrime aklı yatan zihinlerde bile etkili olan ve ilk duyan kişinin her zaman nasıl cevap verecegini bilemedigi bir argümandır bu.

Fakat her teist argümanda olduğu gibi, biraz ayrıntılı analize tabi tutulduğunda bu da parça parça olmakta ve çökmektedir.

Her şeyden önce, argümanın kuruluşunda bir mantık hatası vardır. Bu argümanı kurarken teistler genellikle saat gibi, araba gibi karmaşık makinelerle canlılar arasında analoji kurarlar. (Hem canlı, hem makine yakıta ihtiyaç duyar, ikisi de ısı üretir ve artık oluşturur. Hatta ikisi de zaman içinde aşınırlar, vs). Fakat sorun burada başlar. Çünkü bu argümanda maksat sistemin nasıl calıştığı değil, nasıl ortaya çıktığıdır. Nasıl meydana geldiğidir.

Nasıl çalıştığı ile ilgili bir analoji kurup, buradan nasıl ortaya çıktıklarıyla ilgili de bir benzerliğe ulaşmaya çalışmak, argümandaki birinci hatadır. Eczaneden bir paket pamuk, bir paket de sargı bezi alıyorsunuz diyelim. İkisi de yumusaktir, ikisi de yaraya basmak icin kullanılır ve ikisi de beyazdir diye, sargi bezi fabrikada üretildigine göre pamuk da fabrikada üretilmistir, tarlada yetişmis olamaz demeye benzer bu analoji.

Fakat, her şeyden önce, şunu belirtmekte yarar var ki, saatler de evrim geçirirler! İlk yapılmış olan belki toprağa batırılmış bir çubuktan ibaretken, daha sonra biraz daha sofistike saatler, ondan sonra sanayiçağıyla birlikte mekanik saatler çıkmış, bu saatler yapı olarak zaman içinde daha hassas ve verimli hale gelmiş ve hatta günümüzde elektronik saatler ve atom saatleri yapılmıştır.

Dolayısıyla, birinci nokta, saatçi argümanı saatlerin (ve canlıların da) değişmediğini kanıtlamaz.

Hatta eğer birsey kanıtlarsa, saatlerin sihir yoluyla, bir anda, son halleriyle oluşmadığını ve doğal süreçlerle (yani dogaüstü olmayan anlamında) meydana geldiklerini kanıtlar.

Fakat burada da yaratılışçı teist, “İyi ama, saatler ve canlılar, kendi kendilerine çevredeki parçalardan bir araya gelmezler” diyecektir.

Fakat, gelelim doğal süreçlerin saatte ve canlıda aynı işleyip işlemdiğine. Saat, kendi benzerini üretemeyecek, ortaya çıkması için dışarıdan bir müdahale gerektiren bir yapıdır. Saatler kendi kendilerine yavru saat oluşturamaz. Fakat canlıların en temel özelliklerinden biri, kendi kopyalarını oluşturabilmeleridir. Dolayısıyla, saatle canlının ortaya çıkış şekilleri arasındaki analoji tümden yanlıştır.

Bir diüer nokta , canlılar, iddia edilenin aksine kendi kendilerini çevredeki parçaları bir araya getirerek oluştururlar! Canlılar bir hücreli zigot hallerinden itibaren, fiziksel çevrelerinde bulunan ve besin adı verilen hammaddeleri bünyelerine alıp, bunları kendi parçalarına dönüştürerek ve ihtiyaç duymadıkları parçaları dışarı atarak, kendi kendilerini inşa ederler.

Dolayısıyla, saatçi argümanında canlılar ve saat arasında sonuca ulaşılmaya çalışılan noktalarla ilgili hiçbir benzerlik yoktur.

Fakat tabi ki, ası mesele ilk canlının nasıl oluştuğu. Tüm mevcut canlılar, bir hücreli ve zaten canlı olan yapılardan oluşurlar. Peki ilk hücre, kendi kendine, çevredeki kimyasal maddelerden, durup dururken nasıl meydana gelmiş olabilir? Cansız elementler kendi kendine bir araya gelip nasıl kompleks moleküller olusturmuş olabilir?

Diyerek, temel kimya konusundaki cahilliüini sergiler bu noktada teist. Elementler ve basit moleküller doğada devamlı bir araya gelerek daha karmaşık moleküller oluşturup dururlar! Sürekli!

Bir elementi veya molekülü parçasi olduğu büyük molekülden ayırırsanız, uzun süre bu halde kalamaz. Dünya üzerinde en son ne zaman kendi başına bir hidrojen atomu ya da flor atomu gördünüz? Böyle bir atom, tekrar çevredeki başka atom ve moleküllerle birleşecektir ilk firsat bulduğu anda. Özellikle karbon atomları, devamlı çevrelerindeki diğer element ve moleküllerle bağ yaparak daha karmaşık moleküller oluşturma eğilimindedir. Hatta bu moleküller de birbirleriyle birleşerek polimerler ve mega moleküller oluştururlar. Hatta bu moleküllerin bir kısmı, eğer uygun moleküllerden oluşan hammadde ortamda mevcutsa kendi kopyasını çıkarabilen moleküllerdir.

Sınırları çizili ve kendi kendini kopyalayabilen bir molekülün ise (ilkel hücre) ortaya çıkması, çok sık görülen birşey olmamakla birlikte, yeteri kadar hammaddenin bulunduğu bir ortamda zaman içinde meydana gelmesi çok yüksek bir olasılıktır. Nitekim, canlılığın devamı için, böyle bir şeyin bir kez ortaya çıkması yeterlidir.

Moleküller düzeyine inildiğinde yaşayan ve yaşamayan yapılar arasındaki fark çok bulanıklaşmaktadır. Hatta modern biyolojide, canlı ve cansız yapı arasındaki ayırededici kriter olarak, yapının çoğalırken evrim geçirip geçirmemesi kullanılır.

Eğer yaratıcı fikrinde hala ısrar edilcekse, sınırları çizili ve kendi benzerini üretebilen ilk yapının (hücre) ortaya çıkışında kullanılmalıdır. Tutarlı bir teistin yaratıcı fikrini katabileceği tek nokta burası kalmıştır. Ki bu nokta da olasılık kurallarıyla kolayca açıklanabilmekle beraber (çünkü ilkel atmosfer koşullarında böyle en az bir yapının ortaya çıkması aslında mevcut fizik ve kimya yasalarına göre çok yüksek bir olasılıktır), yine de yaratıcı fikrini canlılığın oluşumuna katmak isteyen biri, ancak bu noktaya katabilir.

Fakat bu da, canlıların o zamandan beri gelişip gelişmemesiyle, ve saat veya hayvan gibi karmaşık yapıların kendi kendine bir araya gelip gelememesiyle ilgili değildir.

Saatler evrimleşmiştir, bir anda, mucizevi bir sekilde son halleriyle ortaya çıkmamıştır. Canlılar, bedenlerini kendi kendilerine çevreden aldıları materyalleri kullanarak inşa ederler. Canlılar kendi benzerleriniüretebildiğinden ve saatler üretemediğinden, aralarında ortaya çıkma biçimleri açısından analoji kurulamaz. Çalışma biçimleri (dışarıdan enerji alıp dışarıya atık vermeleri ve zaman içinde yıpranmaları) arasındaki analojinin ise ortaya çıkış biçinleriyle ilgisi yoktur.

Ayrıca, eğer teistlerin bu analojiyle ilgili dediklerini kabul edecek olursak, şunları da kabul etmiş oluruz:

Bir saat yoktan varolmaz!

Evren olur!

Bir saat BİR kişi tarafindan yapılmaz!

Evren yapılabilir!

Bir Saat 10 kişi ile de yapılır, 50 kişi ile de,

Evren yapılamaz!

Bir saate bakarak, onu kaç kişinin yaptığını bilemeyiz,

Evrene bakınca anında biliriz!

Bir saat evrenden alınan enerji ile yapılır.

Evren hiç ten!

Ayrıca çölde bulunan saatlerin hepsinin bir düşüreni olmalı ise, hepsini ben düşürdüm, hepsini de ben yaptım, bulduklarınızı bana getirin desek, yaratılışçılar inanacak mıdır!

Son bir nokta olarak da, bu benzetme doğru kabul edilirse “tanrıyı kim yaptı” sorusu daha da haklı hale gelir. Bir saat, bir insan, bize bunların bir “yaratıcısı” olduğunu düşündürecek kadar düzenliyse; “tanrı” hakkında da aynı şeyi düşünmemiz gerekmez mi?

Bir toplu iğne bile ustasız olmazsa, “tanrı” hiç olmaz.